ÖZET
Osmanlı İmparatorluğu’nda Türkçülük ve
Turancılık fikrinin gelişmesinde Rusya Türklerinin, Osmanlı Türklerinin ve Jön
(Genç) Türklerin reformist düşüncelerinin etkisi rol oynar. Bu gelişmede
şarkiyatçıları eserleri de önemlidir.
Pan-Türkçülüğün ve Turancılık, Doğu Avrupa milliyetçiliğinin bir türü
olarak karşımıza çıkan Panslavizm’den de etkilenerek şekillenen ve başlangıçta
Osmanlıcılık, sonra da Türkçülük olarak tezahür eden bir fikri reaksiyon gibi
görülür. Doğu Avrupa milliyetçiliği de Rusya Türkleri tarafından Osmanlı devletine
taşınır. Fransa’dan yayılan milliyetçilik sırasıyla Pansilavizm, Pancermenizm,
Macar Turancılığı gibi anlayışlarla Doğu Avrupa ve Batı Avrupa anlayışlarına
bağlı olarak farklı ilkelerle gelişir. Türkçülük ve Türk Turancılığı ise
yıkılış sürecinde Türk devletini ayakta tutmak adına entelektüellerin sahip
çıktığı fikirlerdir. Doğu ya da Batı Avrupa anlayışlarından farklıdır. Bu
fikirlerin gelişmesinde Üç Tarzı Siyaset makalesiyle Yusuf Akçura, Ziya Gökalp
ve Nihal Atsız en etkili isimlerdir.
ANAHTAR KELİMELER: Türkçülük,
Turancılık, Pancermenizm, Panslavizim, Macar Turancılığı, Osmanlı Devleti, Jön-
Türkler Yusuf Akçura, Ziya Gökalp, Nihal Atsız.
SUMMARY
KEY WORDS
GİRİŞ
Osmanlı’da
Türkçülük ve Turancılık fikrinin gelişmesinde Osmanlı toplumunda yaşayan ya da
fikirleriyle tanınan Rusya Türklerinin büyük etkisi görülür. Diğer önemli bir
faktör de Osmanlı toprakları içinde yetişmiş ancak bir şekilde yolları Avrupa
ülkelerinde kesişmiş bir grup Osmanlı Türkünün, Jön (Genç) Türklerin[1]
reformist düşünceleri olmuştur. Jön (Genç) Türklerin faaliyetleri Türkçü ve
Turancı fikirlerin gelişmesinde büyük ölçüde etkili olduğunu söyleyebiliriz.
Jön Türkler, Tanzimat bürokratlarıyla, özellikle Ali[2] ve
Fuat[3]
paşalar karşı mücadele vermiş siyasi muhaliflerdir.
Jön
Türklerin ünlü simaları, Mehmed Bey,
Reşat Bey, Nuri Bey, Ayetullah Bey, Namık
Kemal, Refik Bey, Ziya Paşa,
Ali Suavi ve Agâh Efendi'dir. Mehmed Bey, Reşat Bey, Nuri Bey Avrupa’ya kaçtı,
Prens Sebahattin’in daveti üzerine Ziya Paşa, Ali Suavi ve Namık Kemal de
Avrupa’ya gittiler ve orada gazete, broşür çıkartarak Osmanlı İdaresi'nin kötü
yönetimi hakkında yayına başladılar. Bir süre sonra yurda döndüler ülkenin
rejimini yıkamadılar ama hürriyet ve meşrutiyet fikirlerinin kökleşmesinde önemli
rol oynadılar. Ancak aralarındaki değişik maksatlarla bulunan grup ve şahısların,
farklı maksatlarının ülkenin mukadderatı açısından yaratabilecekleri ihanetleri
önceden göremediler. Azınlıkların istiklal ya da muhtariyet kapma düşünceleri,
şahısların şahsi hırs ve arzularını tatmin etmek peşinde olduklarının farkına
varamadılar. Bu tür zihniyette olan Jön Türkler, azınlıklarla, eşkıyalarla,
Rum-Ermeni çeteleri ve Avrupa devletleriyle gizli gündeme bağlı işbirlikleri ve
bunların olumsuz neticeleri, bu faaliyetlerin en acı tarafı olmuştur. Bu
olumsuzluklar neticesinde, Osmanlı topraklarında sulh ve sükûn buzulmuş, yer
yer çıkan ihtilaller, isyanlar hükümet darbeleri ve çıkarılan idaresizlik,
kargaşa ve savaşlar milletin felaketini hazırlamışlardır.
Pan-Türkçülüğün[4] ve
Turancılık, Doğu Avrupa milliyetçiliğinin bir türü olarak karşımıza çıkan
Pan-Slavizm’den de etkilenerek şekillenen ve başlangıçta Osmanlıcılık, sonra da
Türkçülük olarak tezahür eden bir fikri reaksiyondur. Doğu Avrupa
milliyetçiliği, Osmanlı entelektüelleri arasında güçlü bir rol oynamış Rusya
Türkleri tarafından Osmanlı devletine taşınmıştır. Ancak Doğu Avrupa’da tatbik
edildiği şekilde değil sadece Osmanlı çöküşü sırasında azınlıkların
isyanlarıyla düşünülmesi gereken bir hareket olarak ortaya çıkmıştır. Aslında
Osmanlı devleti, diğer cihanşümul Hun, Kök-Türk, Uygur, Altınordu, hakanlıkları
gibi çok uluslu devlet kurma geleneğinden gelen bir milletin en önemli zincir
halkalarından biridir. Çok uluslu, çok dilli, çoğu zaman dünya entelektüellerine
açık hakanlıklar kurmuş Türk milletinin milliyetçilik anlayışı sadece yönetimde
kritik görevlerde Türklerin bulunması gerektiği fikri etrafında şekillenmiştir.
Diğer toplulukları göz ardı eden, aşağılayan, asimilasyonla kendisine
benzetilmesi gereken bir varlık olarak algılamamışlardır.
Doğu
Avrupa milliyetçiliği de Fransa’dan dalga dalga yayılan milliyetçi bilinç
neticesinde tezahür etmiştir. Fransa’dan yayılan milliyetçilik,
imparatorlukların temellerini sarsmaya, tehdit etmeye ve meşruiyetlerini
sorgulamaya neden olabilecek yeni bir fikri boyutu “milliyetçiliği” tanıtmaya
başlamıştır. Bu fikrin bir anlamda ilk siyasi ve politik uygulaması, Seton-Watson’ın
Resmi Milliyetçilik (Official Nationalism[5]) adlı eserinde tanıttığı “Macarlaştırma”
olarak adlandırılan uygulamalardır. Sert, yoğun bir asimilasyon içeren resmî
milliyetçilik uygulamalarının ilk aşaması, çok uluslu etnisiteye dayalı bir
yapıdan, tek etnikli bir yapıya geçmek için iç politikada asimilasyon ve etnik çatışmaya
neden olduğu gibi ikinci aşamasında da imparatorlukların bölge egemenliği için
birbiri ile çatışmalarına zemin hazırlamıştır. Bu çatışmanın üçüncü safhası da
bağımlı halkların bağımsız devletler kurma istekleri şeklinde ifade edilecek etkileri
hala sürmekte olan bir süreci dünya imparatorlukların hatta sonradan kurulan
ulus devletlerinin önemli bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Üçüncü safhadaki
bu çatışma Pan-milliyetçilik hareketlerini ortaya çıkarmıştır ve bunun artçı
etkileri hâlâ dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanmaktadır.
“Pan
(=Παν)” Yunanca asıllı bir kelimedir. Türkçeye “birlik, bütünlük, bütün”
anlamına gelen bir ön ektir. Pan-Türkizm, Pan-Helenizm” gibi kelimelerde de
“tüm o halkların birliğini” savunan düşünce anlamına geliyor. Bir coğrafi
bölgenin, dilsel grubun, ulusun, ırkın, dinin vb. birliğini amaçlayan hareket
olarak tanımlanır.[6]
Hans
Kohn “Pan-Hareketleri” adlı eserinde: Pan-hareketleri, ortak ya da akraba dil,
ırk, gelenek veya coğrafi yakınlık gibi başka bağlarla birbirleriyle ilişkili
olan grupların dayanışmasını arttırmayı hedefleyen siyasal ve kültürel
hareketler olarak tanımlamıştır.
Fransa’dan
yayılan milliyetçi hareketlerle ortaya çıkmış Pan-milliyetçi hareketleri Pan-turanizm
aşamasına geçiş açısından değerlendirirken Pan-milliyetçiliğin önemşi bir
boyutu olan Orta ve Doğu Avrupa’da ortaya çıkan Pan-Slavizim ve Pan-Germenizm
adlarını taşıyan iki hareketi göz ardı edemeyiz.
Avrupa
tarzı milliyetçilik: Akılcı, siyasî, liberal ilkelere bağlı olarak ortaya
çıkmış bir milliyetçiliktir. Buna karşılık, Doğu Avrupa Tarzı milliyetçilik:
Romantik, kültürel ve otoriter değerlerle ortaya çıkmış bir anlayışa sahip
milliyetçiliktir. Kohn, Avrupa’nın farklı iki bölgesinde farklı anlayışlarda,
farklı ilkelere bağlı milliyetçiliğin ortaya çıkışını Batı Avrupa’da orta sınıf
varlığına, Doğu Avrupa’da ise orta sınıfın yokluğuna bağlamıştır. Batı ve Doğu
milliyetçilik sivil-etnik, mülkî-soykütüksel, siyasî-kültürel, ilerici-gerici,
akılcı-romantik, liberal-otoriter, iyi-kötü kavram çiftleri ile ifade edilmiştir.[7]
Smith,
bağımsızlık sonrası ortaya çıkmış diğer bir Pan-milliyetçi hareketten bahseder.
Bir zamanlar birlikte yaşadıkları toprak parçasını kaybetmek suretiyle
sınırları dışında kalmış kardeşlerini ve onların topraklarını tekrar kendi
devletinin sınırları içine dâhil etmeyi amaçlayan bu milliyetçilik anlayışı irredentist[8]
milliyetçiliktir.
Herder
geliştirdiği volk kavramı ile “ulus-devlet” anlayışındaki “ulus” kavramıyla
etnik kimliğin ön plana çıkarıldığı efsaneler, destanlar gibi halk kültürünün
öne çıkarıldığı bir tarih anlayışından beslenen bireyden çok “Volk”a bir takım
haklar tanınmasıyla ortaya çıkan “ulusal-milliyetçilik anlayışı ortaya
çıkmıştır.[9]
Avrupa’da
farklı anlayışlarla gelişen milliyetçilik anlayışlarıyla, Hasburg
İmparatorluğu, Almanların güçlenmesi, Macar Milliyetçiliği, Rus yayılmacılığı,
özellikle Osmanlı İmparatorluğu içerisindeki Slav halklarının hamiliğine on
dokuzuncu yılın ilk yarısından sonra soyunan Rus Çarlığı kendi milliyetçilik
anlayışlarını tehlikeli boyutlara taşımaya başlamışlardı. Devrimci ve liberal
bir anlayışla ortaya çıkan Pan-cermenizm Alman Emperyalizmin yeni bir ifadesi
haline geldi. Gobineau 1853’te “Essai sır l’inegalite des humaines” adlı
çalışmasıyla “Aryan” üstünlüğü biçimindeki ırkçılık anlayışına dayalı bir
milliyetçilik anlayışı ortaya çıktı. 1899’da Houston Steward, “Chamberlian Die
Grundlagen des neunzehnten Jahrhundert” adlı eseri de Töton ırkının[10]
üstünlüğüne dayanan fikirleriyle Pancermenizme katkı yaptı.
Slavlar
ve Almanlar arasında eriyeceği düşüncesiyle Macarların yok olacağı
düşünülürken, bir tarafta Macarlar da pan-milliyetçilik düşüncesine dayalı düşünceler
filizlenmeye başlamıştır. Rus Çarlığı ve Almanların yayılmalarına alan olarak
gördüğü Osmanlı toprakları üzerinde yaşayan entelektüel çevrede de
pan-milliyetçi” fikirler ortaya çıkmaya başlamış “Turan” ortak kavramı
çerçevesinde gelişen Panturanizm fikri gelişmeye başlamıştır. Panturanizm’in
içeriği Macar ve Türk Turancıları tarafından doldurulmuştur. Macarların
geliştirdiği Turancılık: Macar, Moğol, Türk, Japon, Çin halklarını birleştiren
bir anlayışta gelişmiştir. Türk Turancı hareketi ise sadece “Türk” olarak kabul
edilen halklar kapsam alanı içindedir. Türk Panturanizm’i, Pantürkizm ile eş
anlamlı olarak ortaya çıkmıştır.
Pancermenizm
Töton ırkını, Panslavizm slav ırkını, Macar Turancılığı Turan ırkını, Türk
Turancılığını Türk ırkını hedef alan bir birliği tesis etme üzerine
şekillenmişlerdir. Bu düşüncelerin dayandığı temel unsur “saf kan” anlayışına
dayalı “ırk” vurgusunu ön plana çıkaran bir fikiri anlayış ortaya çıktığı için
her zaman yanında öteki etnik gruplara yönelen asimilasyon (benzeştirme)
politikası bu anlayışın sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
Pan
milliyetçi hareketlerde “ırk” kadar önemli olan diğer unsurlar “dil” ve Herder’in Volk dediği tarihin içsel
deneyimi ve dışa vurumu olan milletleri millet yapan “kültür”dür. Dil “volk”u
yaratır, dilin işlevi de “kültür” mirasını kuşaktan kuşağa aktarmaktır. Belirli
bir ırkın varlığının kanıtı diller arasında kurulan benzerlik, akrabalık
ilişkisi üzerinden de kurulmaya çalışmıştır. Dil verilerine göre beş ana dil
ailesi ortaya çıkmıştır: Hint-Avrupa, Ural-Altay, Sami, Bantu ve Çin-Tibet
dilleri ailesidir. Pan milliyetçi hareketler kapsamında, Hint-Avrupa dilleri,
Asya kolu: Hint ve İrani Diller; Avrupa Kolu: Cermen, Slav ve Roman dilleridir.
Aral-Altay Dilleri, Ural kolu:Fin (Fince, Estonca, Laponca, Çeremiş, Mordvin),
Ugor Macarca, Vugol (Marsi) ve Ostyak (Hani); Altay Kolu: Türk Dili, Moğolca,
Mançu-Tunguz, Kore ve Japon dilleridir.
Pan-milliyetçi
fikir anlayışında gelişen bu hareket dünyada etnografik, folklorik ve kültürel
malzemelerin bir milleti birbirine yaklaştıran, bağlayan unsurların önemini
ortaya çıkarmıştır. Bunlarla beraber Pan-milliyetçi hareketler: Zamandaki
başlangıç miti (ırk, halk, millet ne zaman doğdu?), mekandaki başlangıç miti
(anayurt, ırk, halk, millet nerede doğdu?), soy miti (bizi kim doğurdu, nasıl
onun soyundan geldik?), göç miti (nereleri aşıp geçtik?), kurtuluş miti (nasıl
özgürleştik?), altın çağ miti (nasıl büyük ve kahraman olduk?) çöküş miti
(nasıl öz benliğimizden uzaklaştık? Nasıl fethedildik veya sürgün edildik) gibi
anahtar kavramlara dayanarak gelişmemektedirler.
Pan-milliyetçi
hareketler içinde pan-dinci hareketler de bu süreçte birbirlerini desteklemek
üzere bazen bir arada gelişerek ortaya çıkmıştır.
Tanzimat
döneminde açılan çeşitli eğitim kurumları, Osmanlı toplumunda sınıf
ayırmaksızın eğitim imkânı sağladığından Jön (Genç) Türk hareketinin
çekirdeğini yani kurulan bu okullardan mezun olan entelektüeller oluşturmuştur.
Tanzimat kendi karşıtlarını kendi kurduğu eğitim kurumlarında yetiştirmiştir. İttihat-Osmani
Cemiyeti (Osmanlı Birliği Cemiyeti) daha sonra İttihat ve Terakki yeniden
adlandırılmış bu cemiyet II. Abdülhamid’in kurdurduğu eğitim kurumlarından
mezun olmuş dört tıbbiye öğrenci tarafından kurulmuştur. Bu cemiyet parlamenter
anayasal rejim talep etmiştir.
Aynı
zamanda bu dönemin entelektüelleri sansür ve hükümet baskısı nedeniyle çeşitli
Avrupa ülkelerinde yaşamaya zorlanmış kişilerdir.
On
dokuzuncu yüzyıl boyunca edebiyat çalışmalarının yanı sıra Türk-Yunan savaşı
Pan-Türkçülük lehine bir atmosferin gelişmesine katkı sağlayan diğer önemli
faktörlerden biri olmuştur. Bu dönemde millî duyguları yükselten ateşli
milliyetçi şiirler Mehmet Emin Yurdakul tarafından yazılmıştır.
Osmanlı
ve bürokratlar İmparatorluğu'nun geleceği hakkında endişeliydiler ve vatansever
duygularla bu tarz bir Pan-Türkçülüğe kendilerini adadılar. Pan-Türkçüler, ülke
içindeki modernleşmenin sadece batılı kurumları taklit yoluyla değil köklü
yapısal değişiklikler yoluyla Türk toplumunun kültürüne uygun bir dönüşümle
gerçekleştirileceğini inanmışlardı.
PAN-TÜRKÇÜLÜĞÜN TARİHİ GELİŞİ ve
EVRELERİ:
Landau,
Pan-Türkçülüğün tarihini dört döneme ayırmaktadır:
1. İLK DÖNEM:
1865 yılı gibi başlayan, Jön Türk devriminden
hemen önce sonlanan ve “büyük hülyalar” dönemi olarak tanımlanan dönemdir. Daha
sonra Pan-Türkçülüğün temel kavramlarında ciddi bir dönüşüm yaşanmamıştır. Pan-Türkçüler
genellikle Çarlık Rusyası’nda doğmuş, bir şekilde İstanbul’da yolu kesişen Türk
entelektüelleridir. Bu dönemde kültürel boyut üzerindeki vurgu önemlidir.[11]
Bilimsel gelişmelere bağlı olarak tüm dünya gibi Osmanlı Müslümanları
birleştiren din anlayışı ve inancı giderek zayıflamış ve daha az önemli hale
gelmiştir. Türkçü ve Turancı çevreler, Batıcılığı reddetmeyen, fakat Batı’nın
sadece metod ve tekniğini almayı hedefleyen yeni bir çeşit Türk milliyetçiliği
yaratma çabasına girişmişlerdir. Landau’ya göre bu durum, Çarlık Rusyası’nda
doğan Panslavizmin “ayna görüntüsüdür”. 19. yüzyılın sonunda resmî kültürel
Ruslaştırma politikasına bir cevap olarak doğan ve henüz olgunlaşmamış Pantürkçü
ideoloji, Rusya’daki tüm Türklerle Osmanlı Türkleri arasında bir bağ
oluşturacağı düşünülen kültürel Türkçülük ideolojisidir.[12]
2. İKİNCİ DÖNEM:
1904-1905
ve 1922-1923 yılları arasındaki dönemdir. Pantürkizmin “altın çağıdır”. Bu
dönemin Türk dünyasından gelen başlıca entelektüelleri: Yusuf Akçura
(1876-1935), İsmail Bey Gaspıralı (1851-1914), Ali Bey Hüseyinzade (Turan)
(1864-1942), Mehmet Emin Resulzade (1884-1955) ve Ahmet Ağaoğlu
(1876-1939)’dur. Landau, bu dönemde gelişen ideolojinin karakterini irredantist[13]
olarak tanımlanmaktadır.[14] Türkçülüğün
ilk aşamasını, dilde Türkçülük olarak belirleyebiliriz. Bu hareket öncellikle
ortak bir dil (Türkçe) yaratmayı hedeflemişlerdir. Diğer bir ifadeyle eğitim,
dil reformu ve basın propagandası milliyetçi Türk ve Tatar aydınlarının odak
noktası olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’na göç edenler arasında Tatarlar ve
Orta Asya ve Azerbaycan’dan gelen Türk kökenli gruplar, Rusya’dan gelen iyi
eğitimli göçmenler Türk milliyetçiliğinin şekillenmesinde ve siyasi bir ideal olarak
yayılmasında kilit rol oynamışlardır. Bu çerçevede Tatar milliyetçilerinin önde
gelen isimlerinden olan İsmail Bey Gaspıralı ve Yusuf Akçura’nın düşünceleri
özellikle önemlidir.
Kırımlı
İsmail Bey Gaspıralı üç düşünce akımından etkilenmiştir. Bunların ilki
Fransa’da bulunduğu sırada tanıştığı Panslavizm hareketidir. İkincisi Osmanlı
İmparatorluğu’ndaki Genç Osmanlı hareketidir (Namık Kemal, Şinasi Efendi ve
Ziya Paşa etkisi). Sonuncusu ise 1860-1870 yılları arasında İstanbul’da gelişen
Panislamcı harekettir. Gaspıralı bu etkiler çerçevesinde Rusya Müslümanlarının
ittifakı fikrini geliştirmiştir.[15]
Gaspıralı, 1883 yılında çıkarmaya başladığı Tercüman gazetesinde belirgin bir
Pantürkçü vurguyla laik milliyetçiliği savunmuştur. “Dilde, fikirde, işte
birlik” Gaspıralı’nın sloganıdır. Lisan-ı umumi olarak adlandırdığı bu ortak
dil (Orta Dil), Kırım Tatarcasının Rus, Arap ve Farsça kelimelerden arındırılıp
yerine Türkçe kelimelerin getirilmesiyle oluşturulacaktı.
1903
ve 1913 yılları arasında ittihat ve terakki liderleri arasında Osmanlıcılıktan
Pan-Türkçülüğe doğru siyasi dönüşüm olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Bundan kısa
bir zaman önce hem Yusuf Akçura hem de Ziya Gökalp Türkçü (Pan-Türkçü)
aktiviteler ve neşriyatlara başlamışlardı. 1904’te Yusuf Akçura’nın Üç Tarzı
Siyaset’ine şüpheyle ve kayıtsızlıkla yaklaşılmasına rağmen devlet adamları
arasında bu yönde gelişmeler de başlamışlardır. 1908’de Yusuf Akçura, Sultan
Çelebi ve Necip Asım, Türk Derneğini kurdular.
1912
yılında Türk Derneği dağıldı, Türk ürk Derneği’nin eski üyelerinin ve tıp
öğrencilerinin katkısıyla Türk Ocağı kuruldu. Türk Yurdu dergisi yayın organı
oldu. Balkan Savaşlarından sonra Genç Kalemler yazarları Türk Yurdu dergisine
katıldı. 1913’te Türk Ocağı Halka Doğru dergisini neşretti. Yusuf Akçura, Ahmet
Ağaoğlu ve Ziya Gökalp Turan Turan devletinin kurulması için propaganda
yaptılar. Ahmet Ferit Tek “Tekin” müsteharı ile bu dönemde “Turan” kitabını
yazarak Turancılığın gelişmesine büyük bir katkı yaptı.
2.1. Avrupa Şarkiyatçıları ve
Osmanlı Yazarlarının Eserleriyle Etkisi:
Avrupalı
Şarkiyatçılar: Joseph de Guignes “Histoire de Generale des Huns des turcs, des
mongolos et autrestatars Ocidentaux”Arthur Lumpey Davis “Grammar of the Turkish
Language”, Leon Cahun “Introduction a l’histoire de l’Asie”, Armin Hermann
Vambery, F,W. Radloff, V.L.P. Thomsen Osmanlı aydınlarını etkilemiş Batılı
bilim adamlarıdır. Ahmet Vefik Paşa’nın Lehçe-i Osmani adlı eseri, Mustafa
Celalaletttin Paşa’nın Fransız dili ile yayımladığı “Les Turcs et modernest
[Eski ve Yeni Türkler]” Süleyman Paşa’nın “Tarih-i Alem”, Şeyh Süleyman
Efendi’nin “Lügat-ı Çağatay ve Lisan-ı Türkî-i Osmanî” tarih ve dilbilim
alanında Türkçülüğün gelişimine önemli katkılar yaptı. Ayrıca Ahmet Cevdet Paşa
“Tarih-i Cevdet”, Lehen Cahun’un “Asya Tarihine Giriş” adlı eserini tercüme
eden Necip Asım Bey, ilk “Bütün Türk Tarihi” yazarı olma şerefine sahiptir.
2.2. Rusya Türklerinin
Eserleriyle Etkisi:
Azerbaycan
Türkü, Melekzade Hasan Bey Zerdabi “Ekinci” adıyla haftalık Türkçe gazete,
Kırımlı Tatar Gaspıralı İsmail Bey “Tercüman” gazetesi, 1889’da Osmanlı
Devletine göç eden Hüseyizâde Ali Bey, Yusuf Akçura “Üç Tarzı Siyaset”
Osmanlı’da Türkçülüğe kaynaklık etmiş eserleriyle ve şahsiyetleriyle önemli rol
oynamış kişilerdir.
2.3. Meşrutiyet ile Başlayan
Örgütler:
Türk
Derneği Turan Neşr-i Maarif Cemiyeti, Türk Yurdu Cemiyeti, Türk Ocağı ve en
önemlisi bu örgütler vasıtasıyla yayımlana “Tür Yurdu” dergisi.
2.4. Siyasi
Birlik ve Kültürel birlik anlayışına bağlı Ziya Gökalp Türkçülüğü. Türkçülük
akımının en önemli temsilcilerinden Genç Kalemler dergisi, Tekin Alp (P. Risal)
gibi kişilerin katkısı ilk dönem Türkçülük anlayışını belirleyen ve etkileyen
şahıslar, örgütler ya da eserler olmuştur.
3. ÜÇÜNCÜ DÖNEM
Orta Asya’da
Sovyet hâkimiyeti dönemidir. Türkiye’de de cumhuriyetin ilan edilmiştir. Bu
dönem, İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar olan dönemi içine alır. Bazı
Tatarların İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman Nazi güçleriyle iş birliği
yapmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nın öncesinde ve sonrasında dünyadaki Türk
nüfusun neredeyse yarısının Çarlık baskısı altında idi.. Pantürkçülük
ideolojisi Osmanlı ve Almanların Ruslara karşı yürüttüğü propaganda
kampanyalarında önemli bir rol oynadı. Almanlar, Pantürkçülük ve Panislamcılığı
Rusya’yı zayıflatmak için ve Orta Asya’nın geniş ekonomik zenginliğinden
faydalanmak üzere kullanmaktaydılar. Georgeon, Almanlarla İttihad ve Terakki
yönetiminin ilişkisinde Akçura’nın büyük bir rol oynadığına dair iddialar
olduğunu, fakat bu konuda şüpheleri bulunduğunu yazmaktadır.[16]
Almanların başarılı bir şekilde kendi çıkarları için kullandığı Pantürkçü
propaganda 1944 yılında Tatarların Sovyet otoriteleri tarafından sürülmesiyle
Sovyetler Birliği içinde her hangi bir şekilde anlamlı bir aktivite olmaktan
çıkmıştır. Georgeon, Ahmet Ağaoğlu ve Yusuf Akçura gibi Rusya’dan göçen entelektüellerin
Türklerin birliği konusunda akılcı bir yaklaşım izlediklerini ve Turancılığa
hiç yönelmediklerini yazmaktadır. Tam tersine Turancılığın daha çok Osmanlı
kökenli Türkler tarafından gündeme getirilmiş, rasyonel olmayan bir tema
olduğunu düşünmektedir.[17]
Pantürkçü hareket, aynı dönemde, Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan tarafından çıkartılan
Bozkurt, Çınaraltı ve Tanrıdağ dergilerinde ihtiyatlı bir şekilde tartışılmaya
başlanmıştır.
4. DÖRDÜNCÜ DÖNEM:
İkinci
Dünya Savaşı’nın sonunda başlayan ve bugüne kadar devam eden dönemdir. 1946
yılında Türkiye’de çok partili döneme geçilmesiyle birlikte Pantürkçülük tekrar
kabul görmeye başlamıştır. Landau’ya göre, Türkiye’deki Pantürkçü hareket,
giderek daha ırkçı bir karakter kazanmıştır. Orta Asya kökenli tüm halkların
ittifakı (Moğollar, Finliler ve Macarlar dâhil olmak üzere) (Turancılık)
fikrine itibar edilmiştir. Sovyetler Birliği’ndeki Türklerle sınırlı olan
Pantürkçü hareket, Çin, İran, Irak, Yunanistan, Kıbıs, Romanya ve
Bulgaristan’da yaşayan Türkleri de içine alarak gözle görünür bir şekilde
alanını[18]
genişlemiştir.
Cumhuriyetin
kurulduğu ilk dönemden başlamak üzere 1944 yıllarına kadar Nihal Atsız, Reha
Oğuz Türkkan gibi Türk entelektüelleri Türkçülük ve Turancılık konusunda
yayınlar neşretmeye başladılar. Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan, Rıza Nur gibi
Türkçü aydınlar, Türklüğün esasını dilden çok “kan” meselesi olduğunu
savunmuşlardır. Ona göre milletin kurucu unsuru “kan”a dayalı ırk olmalıdır.
Rıza Nur da aynı şekilde, “Milliyet asla kültür meselesi değildir.” Milliyet
ırk, kan meselesidir. Dil, zihniyet, edebiyat ve emsali gibi kültür unsurları
milliyet binasının ikinci derece malzemeleridir. [19]
Bu
dönem Türkçülük ve Turancılık anlayışı, Batı ve Doğu Avrupa’nın anlayışlarından
farklı olarak Türkçü ve Turancı anlayış, sadece Osmanlı ve Türkiye sınırları
dışında kalan Kazalar, Özbekler, Türkmenler, Kırgızlar gibi halkların Türk
ulusunun önemli birer uzvunu oluşturduğu düşüncesiyle mukaddes kabul edilen
“dış Türkler” sevgisidir. Bu dönemin Türkçülük ve Turancılık anlayışının bir
“kan” meselesi olduğunu savunan Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan gibi Türkçüler
sadece Türk’ün ideal devlet anlayışını devlete hâkim kılabilecek kurucu
unsurlarda aranması gerektiği fikrini ortaya koymuşlardır. Bu dönem Türkçüleri
millet ve ırk kategorilerinin özdeş olmadığını, “ırk” faktörünün daha millet
unsurunun içinde ama daha kapsamlı olduğu görüşündedirler. Milletin adı Türk,
ırkın adı Tur’dur. Tur ırkının oranı kanında en yüksek bulunan millet Türk
milletidir. Türk milleti asil Tur ırkının hakiki temsilcisi olmaktadır. Ancak
onlara göre Anadolu coğrafyası ırksal aidiyetin belirlenmesinde güçlükler
yarattığından, asıl olan 4-5 göbekten beri kanca ve duyguca Türkleşenleri de
Türk milletinden saymak yanlısıdırlar. Nihal Atsız bir aşama daha ileriye
geçerek Türk milleti ile Tur uyruğu ayrımını yok saymış ve Türk milleti, Türk
ırkının özdeşi olarak görülmüştür.
Bu
dönem Türkçülüğün ırkî esasları beş özelliğe dayanır: Tarihi esas, karışma
esası, fizyolojik esas, psikolojik esas ve kültürel esas. Bu esasları içerisinde
bulunduran temel karakteristik “kan”dır. Kan maddi değerleri taşıyıcısı olduğu
kadar, manevi değerlerin de taşıyıcısıdır. Ancak bu fizyolojik ve biyolojik
düzeyde kana vurgu yapma Türk ırkının diğer kavimlerden üstün olduğu fikrine
vurgu yapmaz ve diğer ırkları “öteki” yaparak düşmanlık, asimilasyon ve
yayılmacılık anlayışlarını Türk’ün dünya görüşüne aykırı oldukları için beraberinde
taşımaları Türk’ün doğasına aykırıdır. Atsızın bunun dışında bir görüşle
Türk’ün dışındaki milletlere karşıyız tarzındaki ifadeleri sadece polemikçi
üslubuyla izah edilebilir.
Nihal
Atsız’a ilkelerini dokuz ilkeden oluşan bir programla açıklarre: Bütün Türkler
bir devlet halinde, bir bayrak altında toplanacaktır, 2. Türk töresine, ilme,
tekâmüle mugayir hiçbir müessese Türkeli sınırları içinde yaşayamayacaktır, 3.
Terbiye ilminin müsaade ettiği en küçük yaştan itibaren bütün çocukları
Türkelinin yatılı mekteplerine girerek millî-askerî terbiye alacaklardır,
4.Sinema e tiyatrolar halk mektepleri olduğundan mektepler gibi kontrola tâbi
olacaktır, 5. Türklüğün milliyet, hars ve ahlâkına zararlı neşriyat
menedilecektir, 6. Büyük işler ve büyük sermayeler devletin elinde olacaktır,
7. İlmin milli gayeleri olacak ve ancak Türklük için çalışan ilimler Türk ilmi
olacaktır, 8. Serbest doktorluk ve avukatlık kalkacak, bunlar ancak devlet
memuriyeti halini alacaktır, 9. Mirasa cemiyette iştirak edecektir.[20]
Batılı
bilim adamlarında Thomas’a göre, Pantürkçülük ya da Panturancılığı Batı’dan
alınmış kavramlar olarak tanımlamaktadır.[21]
Landau, (Pan) Türkçülük ve (Pan) Turancılığı[22]
birbirinden ayırır. Landau’ya göre, Türkçülük ve Pantürkçülük ideolojilerinin
kapsamı arasında da belirgin bir fark bulunmaktaydı. Pantürkçülük Türk halklarının kültürel
yakınlaşması, bu halkların siyasi ittifakı, bunun için eğitim, dil ve ekonomik
hayatta Türkleştirme fikrini dayanan bir hareket olarak dışarıda komşu
devletlere karşı ciddi bir tehdit olarak algılanmıştır.
Toynbee
ve Kirkwood’un Türkiye üzerine yazdığı ortak bir eserde Panturancılık, Türkçe
konuşan tüm halkların Panslavizm çizgisinde birliğini sağlamayı hedefleyen
uluslar üstü bir propaganda olarak tanımlanmıştır.
Pantürkçü
aydınların bir araya geldiği bir dizi kongre de yapılmıştır. Bunların ilki 1905
yılının Ağustos ayında toplanmıştır. Birinci Bütün-Rusya Müslümanları Kongresi
olarak sunulan bu ilk toplantıda tüm Rusya Müslümanlarının ittifakı yolunda
kararlar alınmıştır. Bu kararlar, Ocak 1906 yılında gerçekleştirilen İkinci
Bütün-Rusya Müslümanları Kongresi’nde bir kez daha onaylanmıştır. 1906 yılının
Ağustos ayında gerçekleştirilen Üçüncü Bütün-Rusya Müslümanları Kongresi, sözü
geçen bu ittifakı İttifak-ı Muslîmîn adı altında siyasi bir partiye dönüştürme
kararı almıştır. Her üç kongrede de Tatarlar çok aktif rol oynamışlar, fakat
sıkı hükümet denetimi sonucunda milliyetçi editörler ve gazeteciler ya göç
etmiş ya da sürgün edilmişlerdir. Bunların bazıları Osmanlı İmparatorluğu’na
göç etmiş, böylece Türkiye’deki Pantürkçü hareketin gelişimine ciddi katkıda
bulunmuşlardır.
SONUÇ
Pan-milliyetçi
hareketlerin Batı ve Doğu Avrupa boyutu emperyal amaçların ifadesi olarak
ortaya çıkmış asimilasyoncu ve savaşçı bir politikayla kendini göstermiştir.
Macaristan’da ortaya çıkan Turancı hareket yayılımcı ve asimilasyona dayalıdır.
Ancak Osmanlı Devleti’nin çöküş döneminde ortaya çıkan Türk Turancılığı
yayılmacılık ve asimilasyon çok geri planda kalmıştır.
Türklerin
Kutadgu Bilig’de ifadesini bulduğu “mutluluk veren bilgi” anlamına gelen
siyaset-name, pend-name tarzında ifadesi bulan devlet anlayışına dayalı ilk
Türk devletlerinden, “darü’l saadet”, yani mutluluk kapısı anlamına gelen
Osmanlı devletine kadar kurulan devletlerin amacı “hakanlığın” sınırları içinde
olan tüm insanlara ideal bir devlet yönetimi sunmak olmuştur.
İlk hakanlıklardan Osmanlı hakanlığına kadar
da Türklerin kurduğu her devlet, her zaman çok uluslu devlet anlayışıyla
kurulmuştur. Ulusların birlikte huzur içinde yaşadıkları bu hakanlıklarda diğer
halklara karşı asimilasyon politikası asla uygulanmamış, bu ulusların
dillerine, kültürlerine ve inançlarına müdahale edilmemiş; onlara baskı, zulüm
yapılmamış, yapılması Türk hakanlıklarının ideal devlet anlayışlarına, Türk
töresine, dünya görüşlerine ve dinî inançlarına uygun düşmemiştir. Türk milleti
dışındaki diğer milletler, ırklar, Tanrı’nın bir emaneti olarak görülmüş,
mazlumu destekleme, onun yanında zalimin karşısında durma anlayışı Türk
töresinin olmazsa olmaz ilkesini ifade etmiş ve her hakanlığın mutlak devlet,
siyaset anlayışı olarak daima hayata geçirilmiştir.
Batı
ve Doğu Avrupa’nın anlayışlarından farklı olarak Türkçü ve Turancı anlayış, sadece
Osmanlı ve Türkiye sınırları dışında kalan Kazalar, Özbekler, Türkmenler,
Kırgızlar gibi halkların Türk ulusunun önemli birer uzvunu oluşturduğu
düşüncesiyle hareket etmişlerdir. Türkçülük ve Turancılık anlayışının bir “kan”
meselesi olduğunu savunan Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan gibi Türkçülerin bu
anlayışı da sadece Türk’ün ideal devlet anlayışını sunabilmesi açısından kurucu
unsurda aranması gerektiği fikrini ortaya koymuştur.
Bu
dönem Türkçüleri millet ve ırk kategorilerinin özdeş olmadığını, “ırk”
faktörünün daha millet unsurunun içinde ama daha kapsamlı olduğu
görüşündedirler. Milletin adı Türk, ırkın adı Tur’dur. Tur ırkının oranı
kanında en yüksek bulunan millet Türk milletidir. Türk milleti asil Tur ırkının
hakiki temsilcisi olmaktadır.
[1] Jön Türkler (Genç Türkler) (Fransızca:
Jeunes Turcs) Osmanlı Devleti'nde İkinci Meşrutiyetin gelmesinde etkili olan
devrimci gruptur. Dönemin şartlarında bu grubun üyeleri özgürlük ve demokrasi
yanlısı olan kişiler olarak kabul edilirdi. Memleketin kurtuluşunu meşruti idarede gören
bazı gençler, birleşerek Avrupalıların "Jön Türkler" veya "Genç
Osmanlılar" dedikleri, Yeni
Osmanlılar Cemiyeti'ni 1866 'da
kurdular.
[2] Mehmed Emin
Âli Paşa, Tanzimat döneminin önemli bürokrat ve diplomatlarındandır.
Sadrazamlık, büyükelçilik ve valilik görevlerinde bulunmuştur. Çalıştığı
sultanların etkilerini ve keyfi idarelerini engelleyecek kadar güçlü
bürokratların devlete ve saltanata hâkim olmasının başlangıç dönemi
temsilcisidir.
[3] Keçecizade
Mehmet Fuat Paşa, Tanzimat döneminin güçlü bürokratlarındandır. Sadrazamlık,
Hariciye Nazırlığı yapmıştır. Keskin bir zekâya sahip, oldukça nüktedan bir
şahsiyettir. Ali Paşa ile müttefik ve dosttur.
[4] Türk halklarının
özgürlüğünü ve birliğini savunan kültürel, ilmî, felsefî ve siyasî görüş. Türk
devletlerin ve toplulukların bir arada ortak kültürle yaşamasını savunan görüş,
çoğu kez yabancı kökenli "pan" ön ekinin yanlış biçimde getirilmesi
ile doğru olarak anlatılamamıştır, ya da anlaşmazlıktan gelinmiştir. Osmanlı
Devleti’nin kurtuluşunun İslamcılık ve Osmanlıcılıkla mümkün olamayacağını,
kurtuluşun ancak Türk unsuruna dayanmakla mümkün olacağını kabul eden bir fikir
akımıdır. II. Meşrutiyet döneminde etkisini göstermeye başlamış düşüncedir.
Asya'daki Türkleri bir çatı altında birleştirmeyi öngörür. Türklerin çok geniş
kıtalara yayılması ve aralarındaki bağın kopmuş olması gerekçeleriyle sadece
düşünce olarak kalmış, hayata geçememiştir.
[5] Hugh
Seton-Watson, Nations and States, An Inquiry into the Origin of Nations and the
Politics of Nationalism, Londra Methuen and Co. Ltd., 1977, s. 149.
[6] F. Kazamzadeh,
“Pan Movements “ International Encyclopedia of the Social Science, Vol II. New
York, 1048, s.365.
[7] Hans Kohn,
Nationalism, Its Meaning and History, Princeton, D. Nostran Company, 1955, s.
29-30.
[8] İtalyanca
konuşan topluluklarını, İtalya Krallığına dahil olmasını amaçlayan harekettir.
Terim daha sonra genelleşerek, bir ülkenin kendisinden saydığı topluluklar
üzerinde, yaşadığı topraklarla beraber kendi sınırlarına katma istemek anlamına
gelen bir milliyetçili anlayışına dönmüştür.
[9] Jhon Hotchinson,
“Cultural Nationalizm,” Encyyclopaedia of Nationalism,(Editor: Athena S.
Leoussi ve Danışman Editör: Anthony D. Smith) Transaction Publishers, New
Brunswick (U.S.A) and London (UK), 2000, s. 40.
[10]Tötonlar
(Cermenler) pancermenizm kuramcıları eski iran/hindistan/eski yunan ve
romalıları içeren sarışın, mavi gözlü ve dahi üstün -hayali- ırk. Almanya'sının
kuzeyinde yaşamış, oturmuş, sarışın, öz Alman soyundan gelen halk.
[11] Jacob M. Landau,
Exploring Ottoman and Turkish History, Hurst & Company, London 2004, s.
30-31.
[12] Landau, a.g.e.,
s. 32, 69.
[13] Kurtarımcılık.
Yayılımcı milliyetçilik. Kültür değerleri bakımından aynı olan fakat anavatan
dışında kalmış toprakları katma düşüncesi. Yabancı ülke topraklarındaki
soydaşları gerekçe ederek yayılma siyasetidir.
[14] Landau, a.g.e.,
s. 32, 33-34.
[15] Serge A.
Zenkovsky, Pan-Turkism and Islam in Russia, Harvard University Press,
Cambridge, Massachusetts 1960, s. 30-31.
[16] François Georgeon,
Türk Milliyetçiliğinin Kökenleri: Yusuf Akçura (1876-1935), Tarih Vakfı Yurt
Yayınları, İstanbul 1986, s. 118-119.
[17] François
Georgeon, “Yusuf Akçura”, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce, Milliyetçilik,
Derleyen Tanıl Bora, Cilt 4, İletişim Yayınları, İstanbul 2002, s. 511.
[18] Jacob M. Landau,
Exploring Ottoman and Turkish History, Hurst & Company, London 2004, s. 35.
[19] Nizam Önen,
Turancı Hareketler: Macaristan ve Türkiye, Doktora Tezi, Ankara, 2003.
[20] Nihal Atsız, “Kurtarılmış
Türklei”, Atsız Mecmua, Yıl:217 (25 Eylül 1932), s. 173.
[21] Lewis V.Thomas,
“Nationalism in Turkey”, Nationalism in the Middle East, Sixth Annual
Conference on Middle East, The Middle East Institute, Washington D.C. March
21-22 1952, s. 4.
[22] Turancılık,
kökleri Turana uzanan tüm halkların önce birbirlerine yakınlaşmalarını daha
sonra birleşmelerini ve Orta Asya bozkırlarında tam tanımlanmamış bir ana vatan
bölgesini ifade eden bir ideolojidir. Turancılık Pantürkçülükten çok daha geniş
bir kavramdır. Macarları, Finlileri ve Estonyalıları da kapsar.
Yorumlar
Yorum Gönder