Mehmet Bilgehan
ÖZET
Bilge bir şair
olan Bayram Durbilmez, Turnalar şiirlerinde bilgece, bilimsel bir analiz
yapmıştır. Birinci şiir güçlü yönlerimizi, fırsatlarımız, ikinci şiir bizim
zayıf yönlerimiz ve bize tehdit unsuru olan önemli problemlerimizi şiir diliyle
ifade etmektedir. Durbilmez, birliğimizi, dirliğimizi ve esenliğimizi
oluşturacak manevi köprülerimizi, hem kurabilecek unsurlara, hem de yıkmakla
görevli şer güçlere ve yerli işbirlikçilerine telmihte bulunarak milletimizin
maruz kaldığı sanal savaş aracı subliminal yazılımlara, şiirleriyle karşı cephe
açmış ve tek başına yeni nesli etkileyebilecek bir hayat, kültür, stratejik
akademi oluşturmuş gibi görülüyor. Şiir dilini etkili iletişim açısından
kullanarak bütün Türk Dünyası’nın anlayabileceği ve hissedebileceği olgunlukta
bir şair olduğunu kullandığı şiir dili unsurlarıyla açıkça göstermektedir.
Sadece gelenekli edebiyatımızın şiir türleri ve öğeleriyle şiirlerini terennüm
eden bir şair olmakla kalmıyor, aynı zamanda, çağdaş şiirinde kaynağının
gelenekli edebiyat olduğunu örnek şiirleriyle göstermektedir. Şiirlerinde
şimdiki zamana, yani ana odaklanarak çağımıza, dahi bir şekilde de geçmişe
giderek, geleceğimize yön verebilecek öğelere şiirlerinde yer vermiştir. Şiir
dili ile önce aklımıza ve mantığımıza hitap etmekte, sonra kolektif bilinçdışı
imge ve simgeleri kullanarak mananın esrarlı güzelliğiyle kalbimize, oradan
asıl bedenimize, ruhumuza dokunarak bizde farkındalık yaratmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Bayram Durbilmez, Turnalar,
şiir, şiir dili, SWOT analizi, farkındalık, imge, simge, mitoloji, arketipler,
kolektif bilinçaltı, kişisel bilinçaltı
SUMMARY
Bayram Durbilmez who is a wise poet has made wise a scientific analysis.
He has stated the first poem our strengths, opportunities and the second poems
our weakness and threats which are our problems to us. Durbilmez is seen like
created a academy of the life, culture, strategic our spiritual bridge which
are kept our unity, our provisions and our salvation, and has remind both
elements can be established and to the force of evil the duty with destroy and
local collaboration and has declare war against that our nation is exposed the
subliminal software which is the virtual fighting vehicle with her poetry. He
is Show clearly as using the elements of poetic language that be a poems who
can use at maturity to the human of the whole Turkish World can understand,
feel as using for effectively communication the poetic language. Not only he is
a poem who chant with the poem types of tradition literature, but also is to
show that be the source of the contemporary poetry the traditions literary with
her samples poetry. He has given place to our age focusing the present time
that is moment and ingenuously going the past time to elements which can direction
to our future in her poems. He is addressing before our minds and our logic
with language of poetry then using the symbols and images of collective
unconscious and he is creating awareness touching to our actual body and our
souls in this quarter from there.
Key words: Bayram Durbilmez, cranes, poetry, poetic language,
SWOT analysis, awareness, image, icon mythology, archetypes, the collective
unconscious, personal unconscious
GİRİŞ
Türkçenin yaşayan ve yaşatan büyük şairi Bayram
Durbilmez, bilim adamlığı ile birlikte sanatçı kişiliğini de birleştirerek
kelimelerin ses ve anlam dünyasına giriyor ve nakış nakış işlediği dizeleri
demet demet sunuyor Türk’ün şiir dünyasına. Türk dünyasının bilge ve bilgin
şairi Bayram Durbilmez’in gönül coğrafyası çok geniş. Bu gönül coğrafyasının
merkezinde Türk dünyası yer alıyor. Nerede bir Türk varsa oraya giderek Türk’çe
söyleşen Durbilmez, şiirlerinde de Ozantürk mahlasını kullanıyor. Türk’ün ozanı
Ozantürk. Ozantürk’ün dünyası, Türk dünyası…
Türk dünyasının önemli kültür merkezlerinde
akademisyen kimliği ile Türkoloji alanında ders verirken Türk dünyasını
yakından inceleme fırsatı bulan bir bilim ve sanat adamımız Bayram Durbilmez,
Türk dünyası şairi olarak da tanınmaktadır. Türk dünyası şairi, şiir kitabının
adını da “Turnalar / Türk Dünyası Şiirleri” koymuş. Gönül dünyasından havalanan
turnalar, Türk dünyasını geziyor şiir şiir bu kitapta. Kitabın ilk şiiri de
“Turnalar” adını taşıyor. Turnalar şiiri ile şair önce, milletimizin güçlü
yönlerini, bizi biz yapan değerleri, fırsatlarımızı bir bir sıralarken,
‘Turnalar-II” şiiri ise, her an karşı karşıya olduğumuz tehditleri ve nihayet,
zayıf yönlerimizi şiir dili ile ifade ediyor. Sonra da tarihî, sosyal ve
kültürel kimliğimizin şiir diliyle bir analizini yaparak aklımıza ve
mantığımıza, kalbimize, nihayet ruhumuza dokunarak farklılık yaratıyor.
Durbilmez’in sunduğu farklılık ve farkındalık bilgece ve bilgince oluşturulmuş.
Durbilmez’in şiirlerinde başarıyla uyguladığı bu sistematik çalışma tekniğine
günümüzde SWOT
analizi adı verilmektedir. SWOT analizinin açılımında güçlü yönler (Strengths),
zayıf yönler (Weaknesses), fırsatlar (Opportunities), tehditler (Threats) yer
almaktadır. SWOT analizi, bir projede, ya da bir girişimde kurumun, tekniğin,
sürecin, durumun, kişinin güçlü, zayıf yönlerini belirtmek, iç ve dış çevreden
kaynaklanan fırsat ve tehditleri tespit etmek için kullanılan bir
tekniktir. Bu teknik bir kurumun
hedeflerini belirlemek ve amaca ulaşmak için olumlu ya da olumsuz olan iç ve
dış faktörleri tanımaya yönelterek farkındalık yaratmaktadır.
Bayram
Durbilmez, güçlü yönümüz olarak, ‘yedi devlet ve bir millet’ olarak gördüğü bir
üst kurumun varlığından söz ediyor. Bu üst kurumun insanlarını bir turna katarı
gibi semada gezdiriyor. Onlara güçlü yönlerimiz, fırsatlarımız ve zayıf
yönlerimiz, tehditlerimiz konusunda şiir diliyle bir hayat, bir kültür,
stratejik bir akademi oluşturuyor. Böylece şiiri bir hayat, kültür akademisi
yapmış, bir ozan, kam, baksı kişiliği ile karşı karşıya olduğumuzu hemen
hissediyoruz.
Şiirlerinde
Ozantürk mahlasını kullanan şair, ozan, baksı, kam kişiliği ile şimdiki zamana
geçmişin gerisinden bakarak geleceğe bir kehanette bulunuyor. Bu bakış açısı
dehanın bakış açısıdır. Dehaca bir öngörü ile şair, hayalleri ve yüksek
idealleri olan bir milletin diğer milletlerden önce farkındalık geliştirmesinin
önemli olduğunu hatırlatıyor. Akıllı davranıp geleceği okuduğumuz takdirde,
devlet sayısının artacağı müjdesini veriyor.
Bilge
ve bilgin şair, çevresel faktörlerle, bizi biz yapan değerleri, yedi kültür
merkezimiz olan başkentleri ve çevresinde gelişmiş olan ortak kültür
değerlerimizi, gönül birliğimizin manevi mimarlarını güçlü yönlerimizi
oluşturan en önemli değerlerimiz olduğunu ifade ediyor. Geleceğimiz açısından
önemli olan fırsatlarımızı tespitini yapıyor; sonra da, yedi devlet bir millete
tehdit unsuru olabilecek faaliyetleri, eksiklerimizi, rakip devletlerin
stratejik noktalarda bulunan soydaşlarımız üzerinde uyguladığı soy kırımı dile
getirerek, bunları önceden fark edip önlem alınması gerektiğini vurguluyor.
Bunları yaparken soyadını da hem mahlas olarak kullanıyor hem de mahlasını
“Dur/bilmez” şeklinde yazarak tevriye sanatı yapıyor ve Türk dünyasının güçlü
bağlarından biri olan Türkçenin gücünü de sergiliyor. Bu arada yedi devletin ve
bir milletin güçlü yönlerini ortaya çıkaracak en önemli fırsatın gönül
birliğinin kurulması olduğuna özellikle dikkat çekiyor. Aralarında gönül
birliği oluşturmuş toplumlar diğer kurumları kolayca oluşturabilir. Bu
kurulamazsa, güçlü yönümüz olarak görülen faktörlerin günümüzde uygulanan
bilinçaltı (subliminal) mesajlarıyla önce tehdit unsuru haline sonra da
zayıflık haline dönüştürülebileceğini belirtiyor.
Günümüzde “subliminal”, ya da “bilinçaltı mesaj”
denilen bir objenin içine gömülü olan bir işaret ya da mesajla normal insan
algısı limitlerinin altında kalmak, o anda fark edilmemek üzere oluşturulmuş
mesajlarla bilinçaltımız etkilenmekte ve bizi biz yapan değerlere karşı
hassasiyetlerimiz değiştirilmektedir. Subliminal mesajlar insanın bilinçli
dikkati tarafından fark edilemezler. Bu teknikler günümüzde genellikle bir
kişiyi, kurumu, ya da bir devleti kötü gösterme amacı üzerine kurulmuştur. Kötü
gösterilmek istenilen varlık, ya da kavram kötü algılanan bir nesneyle aynı
temada işlenerek alt belleğin, duyu belleğin etkilenmesiyle bu amaç
gerçekleştirilmektedir. İnsanlarımız, toplumumuz, milletimiz ve yedi devlet bir
millet olan üst kurumumuz bu mesajlarla günümüzde tehdit altındadır.
Şairin Türk Dünyası Turnalar şiir kitabından “Gara
Bahtlı Garabağım” başlıklı şiirinde “gara” kelimesini cinasla ve tenasüple
kullanarak haklı olduğumuz bir meselede bile alnımıza kara çalınmak istediğini
ifade ediyor ve ikinci dünya savaşından bu yana asıl kendisi soy kırıma maruz
kalan Türk milletinin talihinin karartıldığını vurguluyor. Ermenilerin dünya
kamuoyunda bu meseleyi hem Azerbaycan hem de Türkiye Türklüğünün aleyhine-1915
tehciri nedeniyle- yaşanan olayları çarpıttıklarını hatırlatıyor.
“Vurulmuşam gelpden taleyim gara
Dutuldum doluya, yağmura gara…
Çalmak isteyirler alnıma gara
Men gara bahtlıyam Garabağım can!
Ruslar
gülle verir, Garabağım can…
Türk dünyasının cinas şairi, bu şiirde “gara”
kelimesini cinaslı olarak kullanıyor ve Türk milletinin alnına çalınmak istenen
karaya dikkat çekerek bu tehlikeyi okuyucularına hissettirmeye çalışıyor.
Bilim ve sanat adamı olduğu kadar aynı
zamanda bir fikir adamı da olan Durbilmez, yazdığı makalelerde de Türk
milletinin varlığını ve birliğini dile getirir. Durbilmez’in çeşitli
makalelerinde de belirtildiği gibi, Türk milletini oluşturan çeşitli boylar ve
akraba toplulukları etnik kökenlere ayırarak birbirine düşürme ve her bir etnik
kökeni farklı bir millet gibi göstermeye çalışma çabaları Türk birliğini bozma
amacı taşımaktadır. Çeşitli boylardan, aşiretlerden ve akraba topluluklardan
gelseler de Türk kültürünü benimseyen herkes Azerbaycan, Kazakistan,
Kırgızistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Özbekistan, Türkiye ve Türkmenistan
bağımsız yedi Türk devletidir. Ama bu yedi devleti oluşturan üst kurum tek bir
millettir. Farklı ağızları, şiveleri ve lehçeleri olsa da Türk milletinin dili
Türkçedir.
Dünya Türklüğü “dilde, fikirde, işte
birlik” anlayışına uygun hareket ederek bu üst kurumu oluşturulabilir. Şair, “Birnâme” adlı şiirinin şu dizelerini
de bu duygu dile gelir: “Olsa da şive,
lehçe… / Türklerin dili Türkçe / Türk olan yaşar Türk’çe / Dillerde şiir şiir /
Lisan bir… // Bağımsız yedi devlet / Aynı ruh, aynı millet / Hür olsun ilelebet
/ Olsa da yedi nehir / Umman bir… // Gök çadır, güneş bayrak / Türk’e bir
yakın, ırak / Kut vermiş Yaratan Hak / Türk milleti cihangir / Turan bir… //
Ozantürk birlik gerek / Hedefimiz müşterek / Bir düşünce, bir yürek / Özü, sözü
bir şair / Ozan bir…”
GÜÇLÜ YÖNLERİMİZ ve FIRSATLARIMIZ: (TURNALAR-I
ŞİİRİYLE-YEDİ DEVLET BİR MİLLETE… UMUT DOLU BİR SESLENİŞ):
Ozan, kendi kalbine bakarak yaşamını
bulanıktan çıkarıp billurlaştıran, kendi yüreğine bakabilme cesareti gösteren,
gönlünün muradını keşfedenlerden biri olarak içene bakarak uyanır ve kendini
keşfetmekle kalmaz; aynı zamanda, doğuştan kolektif arketipleri şiir diline
intikal ettirecek bilgilerle hazır olarak doğan kişidir.
Durbilmez, “Yedi devlet, bir millete…”
seslendiği şiiriyle başlayan ve “Türk Dünyası Şiirleri”nden oluşan kitabına
“Turnalar” adını bilinçli vermiş. Çünkü Türk Halk Bilimi alanında yetkin bir
bilgin olan Durbilmez, “Turna” imgesinin bütün Türk dünyasında ortak bir simge,
ongun, töz unsuru olarak kullanıldığını da bilir.
Mitolojik
dönemden günümüze kadar halk kültürü ürünlerinin çoğunda kimi hayvanlara özel
anlamlar yüklendiği görülür. Bizi biz yapan değerler arasında önemli bir yere
sahip olan bu hayvan simgeleri bütün Türk dünyasında kutlu sayılır. Türk inanç,
düşünce ve kültür tarihinin oluşmasında kök-tengri dini ile birlikte, insanın
çevresiyle ve yine insandan insana olan ilişkileri önemli rol oynamıştır. Bu
unsurlar, bu değerlerle birlikte şekillenmiştir. Türkler mitolojisinde
hayvanlar, kuşlar önemli bir yer tutar. Hata bozkurttan oluşan “hayvan ata
(töz)” ile birlikte, hayvan şekilleriyle şamanların ve atalar ruhunun şekil
değiştirmeleri, asırlar boyunca yalnız at üzerinde hayatı okuyan bir millet
oluşumuzla ifade edilebilir. Dünyanın değişik coğrafyalarda değişik çağlarda
bayraklara, sancaklara konulan armalar; dağlara, nehirlere, göllere, şehirlere
ve millî kahramanlara verilen isimler, etnik kimliklerimiz oluşturan
soyadlarında canlı bir varlık olan hayvanlar ve kuşlar kutsanmıştır.
Yüzyıllardır Türk erkeklerinin sevgilisinin boyu suna, dili dudu, yürürken
sekişi keklik olurken; Türk kızlarının yavukluları, kurt belli, şahin bakışlı,
aslan gibi; koç gibi yiğitler olagelmiştir.
Halk kültürü ürünleri içine insan duyusu
karışmış bir bilgi kaynağıdır. İçine insan yüreğinin sıcaklığı karıştığı için
söz de aynı sıcaklıkta bu halk kültürü ürünlerindeki ifadeyle hayat bulur.
Sıcak, lirik duyguların coşkunluğu ile sözün birleşiminden oluşan “Turnalar”
şiiri, Türk insanını dünyaya, yaşama bağlama bilgisini sunar. Ayrılıkları
ortadan kaldırarak toplumları bir eder, birbirine bağlar. Ozantürk toplumları
birbirine bağlarken bu topluluğun ortak simgelerini kullanır. Halk kültürü
ürünlerinden şiir türü kullandığı mitolojik imgelerle duyu ve duygu belleğimize
hitap eder.
“Uçun
süzülerek bizim ellere
Sevgi
diyarına varın turnalar
Yükleyin
vuslatı esen yellere
Dostları
sımsıkı sarın turnalar.”

Şair, Türk dünyasını “bizim eller”,
“sevgi diyarı” isim tamlamalarıyla adlandırıyor. Vuslat kelimesi “sevgiliye
kavuşma, buluşma, beraber olma” anlamına gelir. İnsana ait özellikleri turnaya
aktararak deyim aktarması yoluyla kapalı istiare yapıyor. Turnaları “âşık” Türk
dünyasını da “sevgili” olarak kişileştiriyor.
Türk dünyasında yaşayan dostları sımsıkı sarmasını, kenetlenmesini, hiç
kopmamak üzere gönül bağını bağlaması ülküsünü coşkuyla dile getiriyor.
Şairin şiirlerinin odağında ve ağırlık merkezinde
sevgi hâkimdir. Hemen hemen her şiirinde bu temayı bulabiliriz. Sevgi terennüm
eden ifadelerini zengin ve cinaslı bir kafiye (uyak) örgüsünün yanı sıra,
düzenli bir hece ölçüsüyle yarattığı prozodik bir mana destekler.
Turnalar daha çok halk kültüründe haber
götüren, getiren bir sembol varlık olarak kullanılmıştır. Burada da turna
imgesi bu anlamı ifade ediyor. Şair değişik coğrafyalarda şekillenen gönül
birliğimizin ortak mimarlarını hatırlatarak buradan Türk diyarına, oradan
aldığı ilhamla kendi insanına Türkiye Türklüğüne hitap etmek istiyor.
Evliya Çelebi gibi Türk dünyasını gezen
şair izlenimlerini itibari olarak değil, gerçekçi bir biçimde bize sunuyor.
Duyularımızla sanal bir atlas, sanal bir harita çizmemizi isteyen şair, bu
bizzat kendisini bir seyahatname üstadı gibi, gezip gördüğü yerleri haritadaki
sırasıyla bize sunmaya çalışıyor. Bu sırada tabii ki ilk olarak Azerbaycan vardır.
Çünkü Türkiye’den Orta Asya’ya açılan ilk kapı
Azerbaycan’dır (DUBİLMEZ. 2008: 340-352).
Şair turnaya her iki anlamı yükleyerek
bize sesleniyor. Benliğini bir turnaya dönüştürerek bilim adamı kişiliği ile
ders vermek amacıyla gittiği Türk yurtlarını havada uçan turnanın kuş bakışı
temaşasıyla bize sunuyor, bizim de Türk diyarlarını temaşa etmemizi istiyor.
Uçun
odlar yurdu Azerbaycan’a
Karabağ
düşeli köz düştü cana
Hasret
gönülde dağ nazlı canana
Yârin
hatırını sorun turnalar
Şair, “Odlar yurdu Azerbaycan’a”
ifadesini kinayeli kullanıyor. “Karabağ düşeli köz düştü cana” diyerek, sıcak
Azerbaycan’ın bizimle ortak bir yarasına neşter atıyor.
Şair ozan kimliği ile yüreğimize
seslenirken, ruhumuza asıl benliğimize dokunmak istiyor. Çok iyi tanıdığımız Korkut
Ata kimliği onun şiirlerinde canlanarak tanıdık bir ses oluyor. Bozok
kavimlerine, Oğuz’un çağdaş kavimlerine ortak Türk dünyasına onların
anlayabileceği Kam Korkut Ata’nın gelenekli edebiyatın tüm unsurlarıyla çağdaş
Korkut Ata’yı, yani Ozantürk’ü konuşturuyor. Gönül birliğimizin mimarlarını,
bizi biz yapan değerleri hatırlatarak bunları yeniden bir araya getirmeye
çalışıyor. Bizi biz yapan değerler arasında kutlu hayvan motifi olan Turna
simgesini de bu amaçla kullanıyor.
Dünya’da hiçbir millete nasip olmayan
bir şeyin farkına varmamızı istiyor. Diğer milletlerin tek bir kültür
merkezleri etrafında oluşmuş kültür dilleri olmasına rağmen, bizim yedi farklı
kültür merkezimizin olduğunu ve her birinin ayrı bir kaynak olduğunu
vurguluyor. Bundan geleceğe yönelik olumlu sonuçlar doğmasının ilk aşamasının
gönül birliğinin tesis edilmesinde olduğunu vurguluyor. Tek millet olabilmenin
sırlarını keşfetmemizi sağlıyor. Bizi biz yapan değerlerle, kendimize
döndürecek formülü, ruhumuza dokunarak Türk’ü titretip kendine, aslına
dönüştürecek bizi yaratılış formatımıza dönüştürecek millî yazılımın
şifrelerini veriyor.
Bakü’den
Taşkent’e aşın ummanı
Görün
esrarengiz Özbekistan’ı
Semerkant,
Buhara... Gezin dört yanı,
Nevâyî
bağına girin turnalar
Bilindiği
gibi Bakü, Hazar denizinin batı kıyısında yer alan Kafkasların en büyük
şehridir ve Azerbaycan’ın başkentidir. Taşkent de Özbekistan’ın başkentidir.
Semerkant ve Buhara Özbekistan’ın önemli şehirleridir. Buhara Kırgızistan’ın
hemen hemen sınır komşusudur. Nizamettin Ali Şir Nevâyî Divânü Lügati't Türk’ten sonra
ikinci önemli kitabın Muhakemetü’l Lugateyn yazarıdır. Her ikisi de ortak dil
mirası olarak, Oğuz, Kıpçak ve Karluk dil gruplarının ortak dil yadigârlarıdır.
“Nevâyî
bağına girmek” ifadesinde şairin ortak yazı dili hasretini dile getirirken aynı
zamanda Ali Şir Nevâyî’nin Türk dünyasının önemli bir bilge şahsiyeti olarak
gönül birliğimizin en önemli mimarlarından biri olduğunu vurguluyor. Çünkü
Nevâyî eserlerini Türk biliminin inşası için amaçlı ve bilinçli bir şekilde
kaleme almıştır. Nevâyî, yabancı bir dilin edebiyat dili olarak kabul edildiği bir
dönemde millî duygu ve şuurla, cesaretle Türk dilinin bağımsızlığını savunmuş
çok değerli eserleriyle yeni bir edebî dil kurmuştur. “Siracü’l-Müslimin”
Müslümanlığı, “Lisanu’t-Tayr” tasavvufu,
“Mahbûbu’l- Kulûb” toplumu tanımayı, ahlaki değerleri,
“Nesâyimü’l-Mahabbe” Türk erenlerini, şeyhlerini, “Muhakemetü’l-Lugateyn” Türk
dilinin üstünlüğünü, “Sab’a-yı Seyyare” halka inmenin önemini,
“Mecâlisü’n-Nefâis” Türk şairlerini, “Sedd-i İskenderî” Türkün kahramanlık
duygusunu ve ruhunu, “Mizanü’l-Evzân” Türk nazım şekillerini, “Mizânü’l-Evzân”
Türk nazım ve musiki şekillerini bize tanıtır.
Başkent’le
Türkistan bir ruh, bir beden
Yesevi
birliğe göstermiş özen
Sizinle
bir olur gezinirim ben
Gönül
birliğini kurun turnalar
Şair, Hoca
Ahmed Yesevi’nin Kazakistan'ın güney kesiminde günümüzde Türkistan şehrinin kuzeydoğusunda
Yesi olarak bilinen eski bir bölgesine doğru turna kuşunu yönlendirir.
Turnalar’da şair, “Sizinle bir olur
gezinirim ben/ Gönül birliğini kurun
turnalar” emir ifadesi gönlümüze hitap ederek bizi kendimize getirmeyi
amaçlar. Hoca Ahmed Yesevî, Çimkent yakınındaki Sayram kasabasında dünyaya
gelmiş, mutasavvıf, veli, önder bir kişi olarak Hazret-i Pir-i Türkistan unvanı
ile tanınan Türk dünyasının önemli manevi mimarlarından biridir. Alp erenlerin
ve gazi dervişlerin oluşturduğu Türkleşme sürecinin önemli bir mimarıdır.
Korkut
küylerinde tılsım Sır derya
Almatı
hayâl kent, Astana rüya
Kazak
ellerine hep hayran dünya
Kımızdan
bir yudum verin turnalar
Kazakistan’da sözlü kültür mahsulleri
yaygındır (DURBİLMEZ. 2013: 1-50, DURBİLEZ. 2015: 181-200). Dede Korkut destanların ilk anlatıcısıdır.
Hikâyelerinde veli bir kişi olarak ortaya çıkar. Oğuzlar önemli meseleleri ona
danışırlar. Keramet sahibi olduğuna
inanılır. Gelecekten haberler verdiği söylenir. Ozan ve kamdır. Oğuzname’de,
Dede Korkut’un 295 yıl yaşadığı ve İslam dini peygamberi Muhammed’e elçi olarak gönderildiği anlatılmaktadır.
Şair, “Korkut küyleri” ifadesiyle, Türk dünyasını her bölgesinde Dede Korkut’un
doğum yeri ve mezarı olduğuna telmih yapıyor. Her Türk kavminin kendine ait
gördüğü Kam, Ozan ve peygamberimize sahabe olmuş bu şahsiyeti milletimizi
millet yapan sırları eserinde naklettiğini vurguluyor (DURBİLMEZ. 2003: 219-232).
Orta Asya’nın büyük nehirlerinden olan
Sır Derya Ortaçağ müelliflerinin eserlerinde “Maveraünnehir” şeklinde ifade
edilir. Bu bölgede Türk tarihinin önemli olayları vuku bulmuş, Türk devletleri
ve Hanlıkları kurulmuş, cihan hükümdarları dünyaya gelmiş ve ulu düşünürler
ölümsüz eserlerini buralarda yazmışlardır. Amu Derya boyunda Buhara ve
Semerkant gibi ortaçağın şaheserleri ortaya çıkarken, Sır Derya boyunda da
Otrar, Sıganak, İsficab, Yesi, Savran (Sauran), Barçınlığkent, Yenikent,
Sütkent gibi birçok şehirler kurulmuştu. Sır Derya havzasının “Türk yurdu
olarak” Türk tarihindeki önemini vurgulayan şair, yerli kavimlerin “ab-ı sîr”
dediği bu nehrin Cennet nehirlerinden olduğunu hatırlatıyor.
Astana, Kazakistan’ın başkentidir.
Almatı da Kazakistan’ın eski başkentidir. Kazak ellerine hayran olan şair, “V”
tarzında uçan “turnaların” iş birliğini de hatırlatarak susadığını ve
susuzluğunu gidermede yardım etmelerini isteyerek kımızdan bir yudum içme
özlemini dile getirmektedir. Bildiğiniz gibi turnalar susayan, yorulan, ya da
rahatsızlanan bir turnayı terk etmiyor, onunla beraber iki turna daha iniyor,
sürü yavaşlıyor. Bu sürüye ulaşamazlarsa bile başka bir süreye katılarak
yollarına devam ediyorlar.
İnce
belli kırk kız sanki kırk melek
Kırgız
ellerinde küheylan yürek
Üç
gece Bişkek’te eğlenmek gerek
Manas’la
siz de at sürün turnalar
Şair Kırgız kelimesinin etimolojisine
ile ilgili söylenen efsaneleri hatırlatır. Kırk kız ile ilgili efsanede yer
alan ortak unsur “köpükten hamile kalma” motifidir. Bu efsanelerde bahsi geçen
köpük, ölümsüzlük getirmese de bizzat hayatın kaynağı olarak görülmektedir.
Hayat suyuyla ilişkilendirilebilir. Bu efsanelerin İslam öncesi dönemlerde
teşekkül etmiş olduklarını söyleyebiliriz. Kırk kızla ilgili anlatılan ve halk
arasında daha çok kabul gören en önemli efsaneye göre, önceden bir padişah
varmış, onun güzeller güzeli bir kızı varmış. Padişah kızına bir kale
yaptırmış, hizmetine kırk kız vermiş ve erkeklere göstermeden kızına bakarmış.
Günlerden bir gün kızlar eğlenmek için geziye çıkmışlar, sarayın ortasından
akan suya varmışlar ve suyun üstündeki köpüğü görmüşler. Kızlar köpüğe ilgi
duymuşlar ve onda yıkanmışlar. Köpükle yıkanan kırk kız hamile kalmış, bundan
padişahın haberi olmuş. Bu duruma kızan padişah kırk kızı ıssız bir dağa
götürüp bırakmış. İşte bu kırk kızdan Kırgız boyu türemiştir (DIYKANBAYEVA.
2010: 205-210).
Kırgızların ünlü destan kahramanı
Manas’tan da söz edilir. Manas destanı Türk kültürünün ortak değerlerinden
örnekler taşır (DURBİLMEZ 2003: 154-176).
Bişkek Kırgızistan’ın başkentidir.
Şairin “Kırgız ellerinde küheylan yürek” mısraında yüreğin değişik
adlandırması, Aytmatov’un ilginç efsanesiyle, beğendiyi delikanlılar arasında
seçim yapamayan Işık Göl ve Aşgabat’ın kollarını açıp bekleyen bir yar imgesi
ile sunulması çok orijinal yaratılardır. Diğer mısralarda, “gönül sofrası” ve
“gönül sofrasını sermek”, “Türkiye kalplerde sevgi pınarı…” mısraında çizilen
resim gibi yine orijinal tasavvurlar hem sunuluş olarak, hem de imge aktarımı
bakımından çok özneldir.
Isık Gölde sanki bir şiir hayat
Oşa da uğrayın olursa fırsat
Kollarını açmış bekler Aşgabat
Gönül sofrasını serin turnalar
Karla kaplı dağlarla çevrelenmiş
olmasına rağmen, gölün suları hiçbir zaman donmaz; bundan dolayı gölün adı
"ısı veya sıcak, ılık göl" anlamına gelen Kırgız Türkçesi'nde
"Isık Köl"dür. Kırgız Türkleri bu göl için "Kırgızistan'ın
bermeti (incisi)" diye adlandırmışlardır. Isık köl Kırgız romancısı Cengiz
Aytmatov’un Yıldırım Sesli Manasçı adlı hikâyesinde, “Bir zamanlar Isık Göl
adlı bir kız varmış. Bu kız, çok güzel olduğu kadar çok da akıllıymış.
Günlerden bir gün, bu kıza iki dünür gelir. Biri doğudan, biri batıdan... Bu
gelenler, iki yiğittir. Bunlar, güzellikleriyle, yiğitlikleriyle,
akıllılıklarıyla birbirinden üstündür. Görenler ve bilenler, içlerinden birini
seçemezmiş. Isık Göl, iki genci de sevmiş, birini öbüründen üstün görememiş.
Yiğitlerden birini seçememesi, onu üzüyormuş. Zavallı Isık Göl, bu durumda
ağlayıp duruyormuş. Gözlerinden akan yaşlar birike birike bir göl oluşturmuş.
Bugün çalkalanıp duran Isık Göl, bu güzel kızın gözyaşlarının eseriymiş. Isık
Göl’ü çok seven; ama genç kıza kavuşamayan iki genç, memleketlerine dönmüşler;
ancak sıkıntıları yakalarını bırakmamış. Biri, doğudan geleni Ulan Rüzgârı;
batıdan geleni ise San-Taş Rüzgârı olup esmeye başlamış. Rüzgâr olarak
öfkelerini, kızgınlıklarını etrafa duyurmaya başlamışlar. Bu iki rüzgâr,
günümüzde de birbirlerine kızıp kahırlanır ve kavga ederler. Ne zaman Isık
Göl’ün çalkalandığını görseler güzel kız Isık Göl’ü hatırlar ve yanıp
tutuşurlar; tabiî sonra da kavgaya başlarlar. Unutmadan söyleyelim; doğudan
gelen yiğidin adı Ulan, batıdan gelenin adı ise San-Taş imiş.”
Oş, Fergana Vadisi'nin güneyinde bulunan ve "güneyin
başkenti" olarak adlandırılan bu şehir, Kırgızistan'ın en büyük ikinci
şehridir. Şair buradan hemen diğer yedi devletin başkentini hatırlatır.
Kollarını açıp bekleyen Aşgabat Türkmenistan’ın başkentidir. Aşk ve abad
kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Âbâd yerleşim yeri, kent
anlamına gelir. Şairin turnalardan gönül sofrasını sermelerini istemesinde bu
anlama atıf vardır.
Türk’çe
türküler der gönül lisanı
Beşparmak
dağında okur ezanı
Yiğit
Mücahidin eşsiz destanı
Yavru
vatanı da görün turnalar
Şair turnaları Türk yurtlarında
dolaştırdıktan sonra yavru vatan Kıbrıs’ı unutmaz, Türk dünyasının çeşitli
şehirlerinde ders veren Bayram Durbilmez, bir ara Kıbrıs’a da aynı amaçla
uğramıştır. Kıbrıs konusunda müstakil bir kitap da yazmıştır (DURBİLMEZ. 1999).
Başparmak dağlarında ezan okuyan yiğit Mücahidin eşsiz destansı şiirlerini
derleyen şair konu ile ilgili kendi şiirlerini de buraya alır.
Yükselir
Türklüğün ulu çınarı
Türkiye
kalplerde sevgi pınarı…
Ozantürk’ün
yurdu Türkmen diyarı
Bozok
Yaylasına erin turnalar
Bozoklar,
Türk mitolojisinde "göksel boylar"ı (semavi kavimleri) ifade etmek
için kullanılan bir kavramdır. Bunlar, Oğuz Han’ın ikinci (gökten inen) eşinden
olan üç oğlu ve onlardan türeyen boylardır. Altın Yay’ın sahibidirler. 24 Oğuz boyundan 12'sini oluştururlar. Ok sözcüğü birçok kaynakta boy anlamında
kullanılmıştır. Boylara ok anlamını içeren adlar verilir. Anadolu'ya gelen
Oğuzlardan Bozoklu topluluklarının bugünkü Yozgat bölgesini yurt tutmalarından
ötürü, bu bölge Cumhuriyet'e değin Bozok adıyla anılmıştır. Anadolu beyliklerinden Osmanlılar Bozok boylarının
kurduğu devletlerdir. Bozoklara "Dış Oğuz" da denir, sağ tarafta yer
alırlar. Boz “gri renk” ve Ok sözcüklerinin
bileşimidir. Moğolcada "Bosoh" fiili yükselmek, güneşin doğması
anlamlarına gelir. (Ok) kökü Türkçede silah, sivrilik, öğrenmek, öğreticilik,
okul anlamları içerir. Kün Alp /
Gün Han, sembolü şahindir. oğulları: Kayı: sağlıklı, katı
anlamındadır. Bayat / Bayad: Zengin, saygın manasındadır. Alkabölük /
Alkaevli: Nereye gitse başarır anlamındadır. Karabölük / Karaevli:
Siyah odalı, siyah çadırlı anlamındadır. Ay Alp / Ay
Han Sembolü Kartal'dır. Oğulları: Yazgur / Yazır: Çok ülkesi olan
demektir. Düger / Tohar: Birikenler, döğüştenler anlamındadır. Totırka
/ Dodurga: Ülke almak ve hanlık yapmak anlamındadır. Yaparlı: Mis
kokulu anlamındadır. Uldız Alp / Yıldız Han Sembolü
Tavşancıldır. Oğulları: Avşar / Afşar: Çevik ve vahşî hayvan avına
hevesli, avcı anlamındadır. Kızık / Kırık: Çok ciddi ve kuvvetli
anlamındadır. Bekteli / Beğdili: Ulu, aziz anlamındadır. Kargın /
Karkın: Taşkın ve doyurucu anlamındadır.
Şair haklı olarak Ozantürk’ün yurdu
Türkmen diyarını, yani Yozgat’ı Türklüğün ulu çınarı olarak ifade etmektedir.

Bayram Durbilmez, bu şiirde Ozantürk
mahlasını kullanıyor. Ozantürk mahlasıyla yazdığı şiirleri, daha çok halk
kültür ürünleri formatında dile gelirken, Durbilmez daha çok klâsik şiir, halk şiiri ve çağdaş şiir özelliklerini
bir arada yansıtabiliyor. Şairin Ozantürk mahlasını kullanmasının hem
ifade, hem de biçim bakımından önemi var. Şair adeta şaman, baksı, bakşı, beki,
ozan bakış açısıyla olaylara çok geriden bakarak an çizgisi üzerindeki anlam
boyutlarını, gelecekte oluşturabilecek anlam haritalarına dönüştürmek
istediğinde bu kimliğe bürünüyor.
SONUÇ
Şaire göre Türk milleti diğer
milletlerden farklı olarak dünyanın çeşitli coğrafyalarında çeşitli devletler
kurmuş, aynı zaman diliminde farklı kültür merkezlerinde bayrak, lider
şahsiyetler yetiştirmiştir. Bu başka bir millete nasip olamayacak önemli bir
meziyettir. Şaire göre kahraman yaratmak, ancak kahraman bir millete nasip
olacak olağanüstü bir meziyettir. Tarihin her devrinde kahraman, bayrak
şahsiyetler meydana getiren Türk milletinin tarihi kahramanlık destanlarıyla
doludur. Böyle bir millet her an yeni kahramanlık destanları yaratabilir.
Kolay, rahat söyleyiş eğilimiyle bilgece
söylemi birleştiren bir şairle karşı karşıyayız. Bize güçlü yönlerimizi ve
fırsatlarımızı hatırlatıyor. Zenginliklerimizi, bizi biz yapan değerlerimizi
ustaca bir bilgelikle şiir diliyle sunuyor. Gönül birliğimizin kurulabilmesinin
ancak ortak kültür merkezlerinde yetişmiş manevi mimarlarımız sayesinde mümkün
olabileceğini vurguluyor.
Türkiye,
Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti adlarına üst bir kimlik olarak oluşturduğu yedi devlet bir millet
adlandırmasıyla, her yörenin kendi değerlerini bize hatırlatıyor. Türk
edebiyatı coğrafyasında usta şairleri, bilge ve manevi şahsiyetlerimizi, bizim
için kutsal sayılan beldeleri güzel Türkçesi, zengin kelime hazinesi usta bir
ressamın renkleri derinlikler yaratacak şekilde kullandığı gibi, duygunun en
derinlerine bizi yolculuğa çıkarıyor. Kafiye, ölçü, ritim, ses yelemeleriyle,
müzik ağırlıklı ses armonisi yaratarak şuur altının dilini oluşturuyor ve
ruhumuza dokunuyor.
KAYNAKÇA
Cengiz AYTMATOV, Bütün Eserleri -2
Hikâyeler (Yıldırım Sesli Manasçı, Yüzyüze, Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek),
(Çev. Refik Özdek), Ötüken Yay. İst.1990.
Ahmet CAFEROĞLU: Türk Dili Dergisi, C.
XV, S.173, Şubat 1966, s.298.
Mayramgül DIYKANBAYEVA, “Kırgız Adı
Üzerine”, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü (TAED) 43, Erzurum 2010.
Bayram DURBİLMEZ, Türk Dünyası Şiirleri
Turnalar, Ürün Yay., Ankara, 2012, s.5-9.
Bayram DURBİLMEZ, Kayserili Halk Şairlerinin Şiirlerinde Kıbrıs, Geçit yayınları: Kayseri,
1999.
Bayram DURBİLMEZ, “Efsaneden
Destana: Kazakistan’da Korkut Ata ve Korkut Küyü” Millî Folklor, 8 / 60,
2003, s. 219-232.
Bayram DURBİLMEZ, “Manas Destanındaki Kimi Motiflerin
Türk Halk Kültüründeki Yansımaları”, Halkbilimi
Araştırmaları-Forschungen für Volkerkunde, 2. Kitap, 2003, s.154-176.
Bayram DURBİLMEZ, “Nahçıvan
Türk Halk İnanışlarında Mitolojik Sayılar”, Turkish
Studies, 3/ 7, 2008, s.340-352.
Bayram DURBİLMEZ, "Kazakistan'dan Derlenen
Manzum Bilmecelerin Şiirlik Yapı Özellikleri ve Bir Tasnif Denemesi", Türklük Bilimi Araştırmaları, 34, 2013,
s.1-50.
Bayram DURBİLMEZ, “Kazakistan’da
Bilmece (=Jumbak) Sorma Geleneği”, Prof. Dr. Erman Artun Armağanı, (Hzl.
R. Şenesen- Z. Elbir), 2015, s.181-200.
Faruk K. TİMURTAŞ, “Ali Şir Nevâî’de
Türklük Duygusu”, Türk Dili Dergisi, C. XV, S.173, Şubat 1966, s.304.
Deniz KARAKURT, Türk Söylence Sözlüğü,
Açıklamalı Ansiklopedik Mitoloji Sözlüğü, e-kitap, Türkiye 2011.
İbrahim KAFESOĞLU, Türk Milli Kültürü,
İstanbul, 1983.
Nihal Atsız, Makaleler I, İstanbul 1992.
Gustav C. JUNG, Dört Arke-tip (Çev: Zehra Aksu Yılmazer),
Metis Yayınları. İstanbul. 2009.
Gustav C. JUNG, İnsan Ruhuna Yöneliş. Say Yay. İstanbul,
2001.
Gustav C. JUNG, İnsan ve Sembolleri.
Okuyan Us Yay. İstanbul: 2007.
Anthony STEVENS, Jung. (Çev. Ayda
Çayır). Kaknüs Yay. İstanbul, 1999
Yorumlar
Yorum Gönder