BAYRAM DURBİLMEZ’İN “TURNALAR” ŞİİRİ İLE TÜRK DÜNYASINA RUHSAL BİR FARKINDALIK


Mehmet Bilgehan
ÖZET
Bilge bir şair olan Bayram Durbilmez, Turnalar şiirlerinde bilgece, bilimsel bir analiz yapmıştır. Birinci şiir güçlü yönlerimizi, fırsatlarımız, ikinci şiir bizim zayıf yönlerimiz ve bize tehdit unsuru olan önemli problemlerimizi şiir diliyle ifade etmektedir. Durbilmez, birliğimizi, dirliğimizi ve esenliğimizi oluşturacak manevi köprülerimizi, hem kurabilecek unsurlara, hem de yıkmakla görevli şer güçlere ve yerli işbirlikçilerine telmihte bulunarak milletimizin maruz kaldığı sanal savaş aracı subliminal yazılımlara, şiirleriyle karşı cephe açmış ve tek başına yeni nesli etkileyebilecek bir hayat, kültür, stratejik akademi oluşturmuş gibi görülüyor. Şiir dilini etkili iletişim açısından kullanarak bütün Türk Dünyası’nın anlayabileceği ve hissedebileceği olgunlukta bir şair olduğunu kullandığı şiir dili unsurlarıyla açıkça göstermektedir. Sadece gelenekli edebiyatımızın şiir türleri ve öğeleriyle şiirlerini terennüm eden bir şair olmakla kalmıyor, aynı zamanda, çağdaş şiirinde kaynağının gelenekli edebiyat olduğunu örnek şiirleriyle göstermektedir. Şiirlerinde şimdiki zamana, yani ana odaklanarak çağımıza, dahi bir şekilde de geçmişe giderek, geleceğimize yön verebilecek öğelere şiirlerinde yer vermiştir. Şiir dili ile önce aklımıza ve mantığımıza hitap etmekte, sonra kolektif bilinçdışı imge ve simgeleri kullanarak mananın esrarlı güzelliğiyle kalbimize, oradan asıl bedenimize, ruhumuza dokunarak bizde farkındalık yaratmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Bayram Durbilmez, Turnalar, şiir, şiir dili, SWOT analizi, farkındalık, imge, simge, mitoloji, arketipler, kolektif bilinçaltı, kişisel bilinçaltı

SUMMARY
Bayram Durbilmez who is a wise poet has made wise a scientific analysis. He has stated the first poem our strengths, opportunities and the second poems our weakness and threats which are our problems to us. Durbilmez is seen like created a academy of the life, culture, strategic our spiritual bridge which are kept our unity, our provisions and our salvation, and has remind both elements can be established and to the force of evil the duty with destroy and local collaboration and has declare war against that our nation is exposed the subliminal software which is the virtual fighting vehicle with her poetry. He is Show clearly as using the elements of poetic language that be a poems who can use at maturity to the human of the whole Turkish World can understand, feel as using for effectively communication the poetic language. Not only he is a poem who chant with the poem types of tradition literature, but also is to show that be the source of the contemporary poetry the traditions literary with her samples poetry. He has given place to our age focusing the present time that is moment and ingenuously going the past time to elements which can direction to our future in her poems. He is addressing before our minds and our logic with language of poetry then using the symbols and images of collective unconscious and he is creating awareness touching to our actual body and our souls in this quarter from there.
Key words: Bayram Durbilmez, cranes, poetry, poetic language, SWOT analysis, awareness, image, icon mythology, archetypes, the collective unconscious, personal unconscious



GİRİŞ
Türkçenin yaşayan ve yaşatan büyük şairi Bayram Durbilmez, bilim adamlığı ile birlikte sanatçı kişiliğini de birleştirerek kelimelerin ses ve anlam dünyasına giriyor ve nakış nakış işlediği dizeleri demet demet sunuyor Türk’ün şiir dünyasına. Türk dünyasının bilge ve bilgin şairi Bayram Durbilmez’in gönül coğrafyası çok geniş. Bu gönül coğrafyasının merkezinde Türk dünyası yer alıyor. Nerede bir Türk varsa oraya giderek Türk’çe söyleşen Durbilmez, şiirlerinde de Ozantürk mahlasını kullanıyor. Türk’ün ozanı Ozantürk. Ozantürk’ün dünyası, Türk dünyası…
Türk dünyasının önemli kültür merkezlerinde akademisyen kimliği ile Türkoloji alanında ders verirken Türk dünyasını yakından inceleme fırsatı bulan bir bilim ve sanat adamımız Bayram Durbilmez, Türk dünyası şairi olarak da tanınmaktadır. Türk dünyası şairi, şiir kitabının adını da “Turnalar / Türk Dünyası Şiirleri” koymuş. Gönül dünyasından havalanan turnalar, Türk dünyasını geziyor şiir şiir bu kitapta. Kitabın ilk şiiri de “Turnalar” adını taşıyor. Turnalar şiiri ile şair önce, milletimizin güçlü yönlerini, bizi biz yapan değerleri, fırsatlarımızı bir bir sıralarken, ‘Turnalar-II” şiiri ise, her an karşı karşıya olduğumuz tehditleri ve nihayet, zayıf yönlerimizi şiir dili ile ifade ediyor. Sonra da tarihî, sosyal ve kültürel kimliğimizin şiir diliyle bir analizini yaparak aklımıza ve mantığımıza, kalbimize, nihayet ruhumuza dokunarak farklılık yaratıyor. Durbilmez’in sunduğu farklılık ve farkındalık bilgece ve bilgince oluşturulmuş. Durbilmez’in şiirlerinde başarıyla uyguladığı bu sistematik çalışma tekniğine günümüzde SWOT analizi adı verilmektedir. SWOT analizinin açılımında güçlü yönler (Strengths), zayıf yönler (Weaknesses), fırsatlar (Opportunities), tehditler (Threats) yer almaktadır. SWOT analizi, bir projede, ya da bir girişimde kurumun, tekniğin, sürecin, durumun, kişinin güçlü, zayıf yönlerini belirtmek, iç ve dış çevreden kaynaklanan fırsat ve tehditleri tespit etmek için kullanılan bir tekniktir.  Bu teknik bir kurumun hedeflerini belirlemek ve amaca ulaşmak için olumlu ya da olumsuz olan iç ve dış faktörleri tanımaya yönelterek farkındalık yaratmaktadır.
Bayram Durbilmez, güçlü yönümüz olarak, ‘yedi devlet ve bir millet’ olarak gördüğü bir üst kurumun varlığından söz ediyor. Bu üst kurumun insanlarını bir turna katarı gibi semada gezdiriyor. Onlara güçlü yönlerimiz, fırsatlarımız ve zayıf yönlerimiz, tehditlerimiz konusunda şiir diliyle bir hayat, bir kültür, stratejik bir akademi oluşturuyor. Böylece şiiri bir hayat, kültür akademisi yapmış, bir ozan, kam, baksı kişiliği ile karşı karşıya olduğumuzu hemen hissediyoruz.
Şiirlerinde Ozantürk mahlasını kullanan şair, ozan, baksı, kam kişiliği ile şimdiki zamana geçmişin gerisinden bakarak geleceğe bir kehanette bulunuyor. Bu bakış açısı dehanın bakış açısıdır. Dehaca bir öngörü ile şair, hayalleri ve yüksek idealleri olan bir milletin diğer milletlerden önce farkındalık geliştirmesinin önemli olduğunu hatırlatıyor. Akıllı davranıp geleceği okuduğumuz takdirde, devlet sayısının artacağı müjdesini veriyor.
Bilge ve bilgin şair, çevresel faktörlerle, bizi biz yapan değerleri, yedi kültür merkezimiz olan başkentleri ve çevresinde gelişmiş olan ortak kültür değerlerimizi, gönül birliğimizin manevi mimarlarını güçlü yönlerimizi oluşturan en önemli değerlerimiz olduğunu ifade ediyor. Geleceğimiz açısından önemli olan fırsatlarımızı tespitini yapıyor; sonra da, yedi devlet bir millete tehdit unsuru olabilecek faaliyetleri, eksiklerimizi, rakip devletlerin stratejik noktalarda bulunan soydaşlarımız üzerinde uyguladığı soy kırımı dile getirerek, bunları önceden fark edip önlem alınması gerektiğini vurguluyor. Bunları yaparken soyadını da hem mahlas olarak kullanıyor hem de mahlasını “Dur/bilmez” şeklinde yazarak tevriye sanatı yapıyor ve Türk dünyasının güçlü bağlarından biri olan Türkçenin gücünü de sergiliyor. Bu arada yedi devletin ve bir milletin güçlü yönlerini ortaya çıkaracak en önemli fırsatın gönül birliğinin kurulması olduğuna özellikle dikkat çekiyor. Aralarında gönül birliği oluşturmuş toplumlar diğer kurumları kolayca oluşturabilir. Bu kurulamazsa, güçlü yönümüz olarak görülen faktörlerin günümüzde uygulanan bilinçaltı (subliminal) mesajlarıyla önce tehdit unsuru haline sonra da zayıflık haline dönüştürülebileceğini belirtiyor.
Günümüzde “subliminal”, ya da “bilinçaltı mesaj” denilen bir objenin içine gömülü olan bir işaret ya da mesajla normal insan algısı limitlerinin altında kalmak, o anda fark edilmemek üzere oluşturulmuş mesajlarla bilinçaltımız etkilenmekte ve bizi biz yapan değerlere karşı hassasiyetlerimiz değiştirilmektedir. Subliminal mesajlar insanın bilinçli dikkati tarafından fark edilemezler. Bu teknikler günümüzde genellikle bir kişiyi, kurumu, ya da bir devleti kötü gösterme amacı üzerine kurulmuştur. Kötü gösterilmek istenilen varlık, ya da kavram kötü algılanan bir nesneyle aynı temada işlenerek alt belleğin, duyu belleğin etkilenmesiyle bu amaç gerçekleştirilmektedir. İnsanlarımız, toplumumuz, milletimiz ve yedi devlet bir millet olan üst kurumumuz bu mesajlarla günümüzde tehdit altındadır.
Şairin Türk Dünyası Turnalar şiir kitabından “Gara Bahtlı Garabağım” başlıklı şiirinde “gara” kelimesini cinasla ve tenasüple kullanarak haklı olduğumuz bir meselede bile alnımıza kara çalınmak istediğini ifade ediyor ve ikinci dünya savaşından bu yana asıl kendisi soy kırıma maruz kalan Türk milletinin talihinin karartıldığını vurguluyor. Ermenilerin dünya kamuoyunda bu meseleyi hem Azerbaycan hem de Türkiye Türklüğünün aleyhine-1915 tehciri nedeniyle- yaşanan olayları çarpıttıklarını hatırlatıyor.
“Vurulmuşam gelpden taleyim gara
Dutuldum doluya, yağmura gara…
Çalmak isteyirler alnıma gara
Men gara bahtlıyam Garabağım can!
                   Ruslar gülle verir, Garabağım can…
Türk dünyasının cinas şairi, bu şiirde “gara” kelimesini cinaslı olarak kullanıyor ve Türk milletinin alnına çalınmak istenen karaya dikkat çekerek bu tehlikeyi okuyucularına hissettirmeye çalışıyor.
Bilim ve sanat adamı olduğu kadar aynı zamanda bir fikir adamı da olan Durbilmez, yazdığı makalelerde de Türk milletinin varlığını ve birliğini dile getirir. Durbilmez’in çeşitli makalelerinde de belirtildiği gibi, Türk milletini oluşturan çeşitli boylar ve akraba toplulukları etnik kökenlere ayırarak birbirine düşürme ve her bir etnik kökeni farklı bir millet gibi göstermeye çalışma çabaları Türk birliğini bozma amacı taşımaktadır. Çeşitli boylardan, aşiretlerden ve akraba topluluklardan gelseler de Türk kültürünü benimseyen herkes Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Özbekistan, Türkiye ve Türkmenistan bağımsız yedi Türk devletidir. Ama bu yedi devleti oluşturan üst kurum tek bir millettir. Farklı ağızları, şiveleri ve lehçeleri olsa da Türk milletinin dili Türkçedir.
Dünya Türklüğü “dilde, fikirde, işte birlik” anlayışına uygun hareket ederek bu üst kurumu oluşturulabilir.  Şair, “Birnâme” adlı şiirinin şu dizelerini de bu duygu dile gelir: “Olsa da şive, lehçe… / Türklerin dili Türkçe / Türk olan yaşar Türk’çe / Dillerde şiir şiir / Lisan bir… // Bağımsız yedi devlet / Aynı ruh, aynı millet / Hür olsun ilelebet / Olsa da yedi nehir / Umman bir… // Gök çadır, güneş bayrak / Türk’e bir yakın, ırak / Kut vermiş Yaratan Hak / Türk milleti cihangir / Turan bir… // Ozantürk birlik gerek / Hedefimiz müşterek / Bir düşünce, bir yürek / Özü, sözü bir şair / Ozan bir…”

GÜÇLÜ YÖNLERİMİZ ve FIRSATLARIMIZ: (TURNALAR-I ŞİİRİYLE-YEDİ DEVLET BİR MİLLETE… UMUT DOLU BİR SESLENİŞ):
Ozan, kendi kalbine bakarak yaşamını bulanıktan çıkarıp billurlaştıran, kendi yüreğine bakabilme cesareti gösteren, gönlünün muradını keşfedenlerden biri olarak içene bakarak uyanır ve kendini keşfetmekle kalmaz; aynı zamanda, doğuştan kolektif arketipleri şiir diline intikal ettirecek bilgilerle hazır olarak doğan kişidir.
Durbilmez, “Yedi devlet, bir millete…” seslendiği şiiriyle başlayan ve “Türk Dünyası Şiirleri”nden oluşan kitabına “Turnalar” adını bilinçli vermiş. Çünkü Türk Halk Bilimi alanında yetkin bir bilgin olan Durbilmez, “Turna” imgesinin bütün Türk dünyasında ortak bir simge, ongun, töz unsuru olarak kullanıldığını da bilir.
Mitolojik dönemden günümüze kadar halk kültürü ürünlerinin çoğunda kimi hayvanlara özel anlamlar yüklendiği görülür. Bizi biz yapan değerler arasında önemli bir yere sahip olan bu hayvan simgeleri bütün Türk dünyasında kutlu sayılır. Türk inanç, düşünce ve kültür tarihinin oluşmasında kök-tengri dini ile birlikte, insanın çevresiyle ve yine insandan insana olan ilişkileri önemli rol oynamıştır. Bu unsurlar, bu değerlerle birlikte şekillenmiştir. Türkler mitolojisinde hayvanlar, kuşlar önemli bir yer tutar. Hata bozkurttan oluşan “hayvan ata (töz)” ile birlikte, hayvan şekilleriyle şamanların ve atalar ruhunun şekil değiştirmeleri, asırlar boyunca yalnız at üzerinde hayatı okuyan bir millet oluşumuzla ifade edilebilir. Dünyanın değişik coğrafyalarda değişik çağlarda bayraklara, sancaklara konulan armalar; dağlara, nehirlere, göllere, şehirlere ve millî kahramanlara verilen isimler, etnik kimliklerimiz oluşturan soyadlarında canlı bir varlık olan hayvanlar ve kuşlar kutsanmıştır. Yüzyıllardır Türk erkeklerinin sevgilisinin boyu suna, dili dudu, yürürken sekişi keklik olurken; Türk kızlarının yavukluları, kurt belli, şahin bakışlı, aslan gibi; koç gibi yiğitler olagelmiştir.
Halk kültürü ürünleri içine insan duyusu karışmış bir bilgi kaynağıdır. İçine insan yüreğinin sıcaklığı karıştığı için söz de aynı sıcaklıkta bu halk kültürü ürünlerindeki ifadeyle hayat bulur. Sıcak, lirik duyguların coşkunluğu ile sözün birleşiminden oluşan “Turnalar” şiiri, Türk insanını dünyaya, yaşama bağlama bilgisini sunar. Ayrılıkları ortadan kaldırarak toplumları bir eder, birbirine bağlar. Ozantürk toplumları birbirine bağlarken bu topluluğun ortak simgelerini kullanır. Halk kültürü ürünlerinden şiir türü kullandığı mitolojik imgelerle duyu ve duygu belleğimize hitap eder.
Uçun süzülerek bizim ellere
Sevgi diyarına varın turnalar
Yükleyin vuslatı esen yellere
Dostları sımsıkı sarın turnalar.”







Şair, Türk dünyasını “bizim eller”, “sevgi diyarı” isim tamlamalarıyla adlandırıyor. Vuslat kelimesi “sevgiliye kavuşma, buluşma, beraber olma” anlamına gelir. İnsana ait özellikleri turnaya aktararak deyim aktarması yoluyla kapalı istiare yapıyor. Turnaları “âşık” Türk dünyasını da “sevgili” olarak kişileştiriyor.  Türk dünyasında yaşayan dostları sımsıkı sarmasını, kenetlenmesini, hiç kopmamak üzere gönül bağını bağlaması ülküsünü coşkuyla dile getiriyor.
Şairin şiirlerinin odağında ve ağırlık merkezinde sevgi hâkimdir. Hemen hemen her şiirinde bu temayı bulabiliriz. Sevgi terennüm eden ifadelerini zengin ve cinaslı bir kafiye (uyak) örgüsünün yanı sıra, düzenli bir hece ölçüsüyle yarattığı prozodik bir mana destekler.
Turnalar daha çok halk kültüründe haber götüren, getiren bir sembol varlık olarak kullanılmıştır. Burada da turna imgesi bu anlamı ifade ediyor. Şair değişik coğrafyalarda şekillenen gönül birliğimizin ortak mimarlarını hatırlatarak buradan Türk diyarına, oradan aldığı ilhamla kendi insanına Türkiye Türklüğüne hitap etmek istiyor.
Evliya Çelebi gibi Türk dünyasını gezen şair izlenimlerini itibari olarak değil, gerçekçi bir biçimde bize sunuyor. Duyularımızla sanal bir atlas, sanal bir harita çizmemizi isteyen şair, bu bizzat kendisini bir seyahatname üstadı gibi, gezip gördüğü yerleri haritadaki sırasıyla bize sunmaya çalışıyor. Bu sırada tabii ki ilk olarak Azerbaycan vardır. Çünkü Türkiye’den Orta Asya’ya açılan ilk kapı Azerbaycan’dır (DUBİLMEZ. 2008: 340-352).
Şair turnaya her iki anlamı yükleyerek bize sesleniyor. Benliğini bir turnaya dönüştürerek bilim adamı kişiliği ile ders vermek amacıyla gittiği Türk yurtlarını havada uçan turnanın kuş bakışı temaşasıyla bize sunuyor, bizim de Türk diyarlarını temaşa etmemizi istiyor.
Uçun odlar yurdu Azerbaycan’a
Karabağ düşeli köz düştü cana
Hasret gönülde dağ nazlı canana
Yârin hatırını sorun turnalar
Şair, “Odlar yurdu Azerbaycan’a” ifadesini kinayeli kullanıyor. “Karabağ düşeli köz düştü cana” diyerek, sıcak Azerbaycan’ın bizimle ortak bir yarasına neşter atıyor.
Şair ozan kimliği ile yüreğimize seslenirken, ruhumuza asıl benliğimize dokunmak istiyor. Çok iyi tanıdığımız Korkut Ata kimliği onun şiirlerinde canlanarak tanıdık bir ses oluyor. Bozok kavimlerine, Oğuz’un çağdaş kavimlerine ortak Türk dünyasına onların anlayabileceği Kam Korkut Ata’nın gelenekli edebiyatın tüm unsurlarıyla çağdaş Korkut Ata’yı, yani Ozantürk’ü konuşturuyor. Gönül birliğimizin mimarlarını, bizi biz yapan değerleri hatırlatarak bunları yeniden bir araya getirmeye çalışıyor. Bizi biz yapan değerler arasında kutlu hayvan motifi olan Turna simgesini de bu amaçla kullanıyor.
Dünya’da hiçbir millete nasip olmayan bir şeyin farkına varmamızı istiyor. Diğer milletlerin tek bir kültür merkezleri etrafında oluşmuş kültür dilleri olmasına rağmen, bizim yedi farklı kültür merkezimizin olduğunu ve her birinin ayrı bir kaynak olduğunu vurguluyor. Bundan geleceğe yönelik olumlu sonuçlar doğmasının ilk aşamasının gönül birliğinin tesis edilmesinde olduğunu vurguluyor. Tek millet olabilmenin sırlarını keşfetmemizi sağlıyor. Bizi biz yapan değerlerle, kendimize döndürecek formülü, ruhumuza dokunarak Türk’ü titretip kendine, aslına dönüştürecek bizi yaratılış formatımıza dönüştürecek millî yazılımın şifrelerini veriyor.
Bakü’den Taşkent’e aşın ummanı
Görün esrarengiz Özbekistan’ı
Semerkant, Buhara... Gezin dört yanı,
Nevâyî bağına girin turnalar
Bilindiği gibi Bakü, Hazar denizinin batı kıyısında yer alan Kafkasların en büyük şehridir ve Azerbaycan’ın başkentidir. Taşkent de Özbekistan’ın başkentidir. Semerkant ve Buhara Özbekistan’ın önemli şehirleridir. Buhara Kırgızistan’ın hemen hemen sınır komşusudur. Nizamettin Ali Şir Nevâyî Divânü Lügati't Türk’ten sonra ikinci önemli kitabın Muhakemetü’l Lugateyn yazarıdır. Her ikisi de ortak dil mirası olarak, Oğuz, Kıpçak ve Karluk dil gruplarının ortak dil yadigârlarıdır.
“Nevâyî bağına girmek” ifadesinde şairin ortak yazı dili hasretini dile getirirken aynı zamanda Ali Şir Nevâyî’nin Türk dünyasının önemli bir bilge şahsiyeti olarak gönül birliğimizin en önemli mimarlarından biri olduğunu vurguluyor. Çünkü Nevâyî eserlerini Türk biliminin inşası için amaçlı ve bilinçli bir şekilde kaleme almıştır. Nevâyî, yabancı bir dilin edebiyat dili olarak kabul edildiği bir dönemde millî duygu ve şuurla, cesaretle Türk dilinin bağımsızlığını savunmuş çok değerli eserleriyle yeni bir edebî dil kurmuştur. “Siracü’l-Müslimin” Müslümanlığı, “Lisanu’t-Tayr” tasavvufu,  “Mahbûbu’l- Kulûb” toplumu tanımayı, ahlaki değerleri, “Nesâyimü’l-Mahabbe” Türk erenlerini, şeyhlerini, “Muhakemetü’l-Lugateyn” Türk dilinin üstünlüğünü, “Sab’a-yı Seyyare” halka inmenin önemini, “Mecâlisü’n-Nefâis” Türk şairlerini, “Sedd-i İskenderî” Türkün kahramanlık duygusunu ve ruhunu, “Mizanü’l-Evzân” Türk nazım şekillerini, “Mizânü’l-Evzân” Türk nazım ve musiki şekillerini bize tanıtır.
Başkent’le Türkistan bir ruh, bir beden
Yesevi birliğe göstermiş özen
Sizinle bir olur gezinirim ben
Gönül birliğini kurun turnalar
Şair, Hoca Ahmed Yesevi’nin Kazakistan'ın güney kesiminde günümüzde Türkistan şehrinin kuzeydoğusunda Yesi olarak bilinen eski bir bölgesine doğru turna kuşunu yönlendirir. Turnalar’da şair, “Sizinle bir olur gezinirim ben/ Gönül birliğini kurun turnalar” emir ifadesi gönlümüze hitap ederek bizi kendimize getirmeyi amaçlar. Hoca Ahmed Yesevî, Çimkent yakınındaki Sayram kasabasında dünyaya gelmiş, mutasavvıf, veli, önder bir kişi olarak Hazret-i Pir-i Türkistan unvanı ile tanınan Türk dünyasının önemli manevi mimarlarından biridir. Alp erenlerin ve gazi dervişlerin oluşturduğu Türkleşme sürecinin önemli bir mimarıdır.
Korkut küylerinde tılsım Sır derya
Almatı hayâl kent, Astana rüya
Kazak ellerine hep hayran dünya
Kımızdan bir yudum verin turnalar
Kazakistan’da sözlü kültür mahsulleri yaygındır (DURBİLMEZ. 2013: 1-50, DURBİLEZ. 2015: 181-200). Dede Korkut destanların ilk anlatıcısıdır. Hikâyelerinde veli bir kişi olarak ortaya çıkar. Oğuzlar önemli meseleleri ona danışırlar. Keramet sahibi olduğuna inanılır. Gelecekten haberler verdiği söylenir. Ozan ve kamdır. Oğuzname’de, Dede Korkut’un 295 yıl yaşadığı ve İslam dini peygamberi Muhammed’e elçi olarak gönderildiği anlatılmaktadır. Şair, “Korkut küyleri” ifadesiyle, Türk dünyasını her bölgesinde Dede Korkut’un doğum yeri ve mezarı olduğuna telmih yapıyor. Her Türk kavminin kendine ait gördüğü Kam, Ozan ve peygamberimize sahabe olmuş bu şahsiyeti milletimizi millet yapan sırları eserinde naklettiğini vurguluyor (DURBİLMEZ. 2003: 219-232).
Orta Asya’nın büyük nehirlerinden olan Sır Derya Ortaçağ müelliflerinin eserlerinde “Maveraünnehir” şeklinde ifade edilir. Bu bölgede Türk tarihinin önemli olayları vuku bulmuş, Türk devletleri ve Hanlıkları kurulmuş, cihan hükümdarları dünyaya gelmiş ve ulu düşünürler ölümsüz eserlerini buralarda yazmışlardır. Amu Derya boyunda Buhara ve Semerkant gibi ortaçağın şaheserleri ortaya çıkarken, Sır Derya boyunda da Otrar, Sıganak, İsficab, Yesi, Savran (Sauran), Barçınlığkent, Yenikent, Sütkent gibi birçok şehirler kurulmuştu. Sır Derya havzasının “Türk yurdu olarak” Türk tarihindeki önemini vurgulayan şair, yerli kavimlerin “ab-ı sîr” dediği bu nehrin Cennet nehirlerinden olduğunu hatırlatıyor.
Astana, Kazakistan’ın başkentidir. Almatı da Kazakistan’ın eski başkentidir. Kazak ellerine hayran olan şair, “V” tarzında uçan “turnaların” iş birliğini de hatırlatarak susadığını ve susuzluğunu gidermede yardım etmelerini isteyerek kımızdan bir yudum içme özlemini dile getirmektedir. Bildiğiniz gibi turnalar susayan, yorulan, ya da rahatsızlanan bir turnayı terk etmiyor, onunla beraber iki turna daha iniyor, sürü yavaşlıyor. Bu sürüye ulaşamazlarsa bile başka bir süreye katılarak yollarına devam ediyorlar.
İnce belli kırk kız sanki kırk melek
Kırgız ellerinde küheylan yürek
Üç gece Bişkek’te eğlenmek gerek
Manas’la siz de at sürün turnalar
Şair Kırgız kelimesinin etimolojisine ile ilgili söylenen efsaneleri hatırlatır. Kırk kız ile ilgili efsanede yer alan ortak unsur “köpükten hamile kalma” motifidir. Bu efsanelerde bahsi geçen köpük, ölümsüzlük getirmese de bizzat hayatın kaynağı olarak görülmektedir. Hayat suyuyla ilişkilendirilebilir. Bu efsanelerin İslam öncesi dönemlerde teşekkül etmiş olduklarını söyleyebiliriz. Kırk kızla ilgili anlatılan ve halk arasında daha çok kabul gören en önemli efsaneye göre, önceden bir padişah varmış, onun güzeller güzeli bir kızı varmış. Padişah kızına bir kale yaptırmış, hizmetine kırk kız vermiş ve erkeklere göstermeden kızına bakarmış. Günlerden bir gün kızlar eğlenmek için geziye çıkmışlar, sarayın ortasından akan suya varmışlar ve suyun üstündeki köpüğü görmüşler. Kızlar köpüğe ilgi duymuşlar ve onda yıkanmışlar. Köpükle yıkanan kırk kız hamile kalmış, bundan padişahın haberi olmuş. Bu duruma kızan padişah kırk kızı ıssız bir dağa götürüp bırakmış. İşte bu kırk kızdan Kırgız boyu türemiştir (DIYKANBAYEVA. 2010: 205-210).
Kırgızların ünlü destan kahramanı Manas’tan da söz edilir. Manas destanı Türk kültürünün ortak değerlerinden örnekler taşır (DURBİLMEZ 2003: 154-176).
Bişkek Kırgızistan’ın başkentidir. Şairin “Kırgız ellerinde küheylan yürek” mısraında yüreğin değişik adlandırması, Aytmatov’un ilginç efsanesiyle, beğendiyi delikanlılar arasında seçim yapamayan Işık Göl ve Aşgabat’ın kollarını açıp bekleyen bir yar imgesi ile sunulması çok orijinal yaratılardır. Diğer mısralarda, “gönül sofrası” ve “gönül sofrasını sermek”, “Türkiye kalplerde sevgi pınarı…” mısraında çizilen resim gibi yine orijinal tasavvurlar hem sunuluş olarak, hem de imge aktarımı bakımından çok özneldir.
Isık Gölde sanki bir şiir hayat
Oşa da uğrayın olursa fırsat
Kollarını açmış bekler Aşgabat
Gönül sofrasını serin turnalar
Karla kaplı dağlarla çevrelenmiş olmasına rağmen, gölün suları hiçbir zaman donmaz; bundan dolayı gölün adı "ısı veya sıcak, ılık göl" anlamına gelen Kırgız Türkçesi'nde "Isık Köl"dür. Kırgız Türkleri bu göl için "Kırgızistan'ın bermeti (incisi)" diye adlandırmışlardır. Isık köl Kırgız romancısı Cengiz Aytmatov’un Yıldırım Sesli Manasçı adlı hikâyesinde, “Bir zamanlar Isık Göl adlı bir kız varmış. Bu kız, çok güzel olduğu kadar çok da akıllıymış. Günlerden bir gün, bu kıza iki dünür gelir. Biri doğudan, biri batıdan... Bu gelenler, iki yiğittir. Bunlar, güzellikleriyle, yiğitlikleriyle, akıllılıklarıyla birbirinden üstündür. Görenler ve bilenler, içlerinden birini seçemezmiş. Isık Göl, iki genci de sevmiş, birini öbüründen üstün görememiş. Yiğitlerden birini seçememesi, onu üzüyormuş. Zavallı Isık Göl, bu durumda ağlayıp duruyormuş. Gözlerinden akan yaşlar birike birike bir göl oluşturmuş. Bugün çalkalanıp duran Isık Göl, bu güzel kızın gözyaşlarının eseriymiş. Isık Göl’ü çok seven; ama genç kıza kavuşamayan iki genç, memleketlerine dönmüşler; ancak sıkıntıları yakalarını bırakmamış. Biri, doğudan geleni Ulan Rüzgârı; batıdan geleni ise San-Taş Rüzgârı olup esmeye başlamış. Rüzgâr olarak öfkelerini, kızgınlıklarını etrafa duyurmaya başlamışlar. Bu iki rüzgâr, günümüzde de birbirlerine kızıp kahırlanır ve kavga ederler. Ne zaman Isık Göl’ün çalkalandığını görseler güzel kız Isık Göl’ü hatırlar ve yanıp tutuşurlar; tabiî sonra da kavgaya başlarlar. Unutmadan söyleyelim; doğudan gelen yiğidin adı Ulan, batıdan gelenin adı ise San-Taş imiş.”
, Fergana Vadisi'nin güneyinde bulunan ve "güneyin başkenti" olarak adlandırılan bu şehir, Kırgızistan'ın en büyük ikinci şehridir. Şair buradan hemen diğer yedi devletin başkentini hatırlatır. Kollarını açıp bekleyen Aşgabat Türkmenistan’ın başkentidir. Aşk ve abad kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Âbâd yerleşim yeri, kent anlamına gelir. Şairin turnalardan gönül sofrasını sermelerini istemesinde bu anlama atıf vardır.
Türk’çe türküler der gönül lisanı
Beşparmak dağında okur ezanı
Yiğit Mücahidin eşsiz destanı
Yavru vatanı da görün turnalar
Şair turnaları Türk yurtlarında dolaştırdıktan sonra yavru vatan Kıbrıs’ı unutmaz, Türk dünyasının çeşitli şehirlerinde ders veren Bayram Durbilmez, bir ara Kıbrıs’a da aynı amaçla uğramıştır. Kıbrıs konusunda müstakil bir kitap da yazmıştır (DURBİLMEZ. 1999). Başparmak dağlarında ezan okuyan yiğit Mücahidin eşsiz destansı şiirlerini derleyen şair konu ile ilgili kendi şiirlerini de buraya alır. 
Yükselir Türklüğün ulu çınarı
Türkiye kalplerde sevgi pınarı…
Ozantürk’ün yurdu Türkmen diyarı
Bozok Yaylasına erin turnalar
Bozoklar, Türk mitolojisinde "göksel boylar"ı (semavi kavimleri) ifade etmek için kullanılan bir kavramdır. Bunlar, Oğuz Han’ın ikinci (gökten inen) eşinden olan üç oğlu ve onlardan türeyen boylardır. Altın Yay’ın sahibidirler. 24 Oğuz boyundan 12'sini oluştururlar. Ok sözcüğü birçok kaynakta boy anlamında kullanılmıştır. Boylara ok anlamını içeren adlar verilir. Anadolu'ya gelen Oğuzlardan Bozoklu topluluklarının bugünkü Yozgat bölgesini yurt tutmalarından ötürü, bu bölge Cumhuriyet'e değin Bozok adıyla anılmıştır. Anadolu beyliklerinden Osmanlılar Bozok boylarının kurduğu devletlerdir. Bozoklara "Dış Oğuz" da denir, sağ tarafta yer alırlar. Boz “gri renk” ve Ok sözcüklerinin bileşimidir. Moğolcada "Bosoh" fiili yükselmek, güneşin doğması anlamlarına gelir. (Ok) kökü Türkçede silah, sivrilik, öğrenmek, öğreticilik, okul anlamları içerir. Kün Alp / Gün Han, sembolü şahindir. oğulları: Kayı: sağlıklı, katı anlamındadır. Bayat / Bayad: Zengin, saygın manasındadır. Alkabölük / Alkaevli: Nereye gitse başarır anlamındadır. Karabölük / Karaevli: Siyah odalı, siyah çadırlı anlamındadır. Ay Alp / Ay Han Sembolü Kartal'dır. Oğulları: Yazgur / Yazır: Çok ülkesi olan demektir. Düger / Tohar: Birikenler, döğüştenler anlamındadır. Totırka / Dodurga: Ülke almak ve hanlık yapmak anlamındadır. Yaparlı: Mis kokulu anlamındadır. Uldız Alp / Yıldız Han Sembolü Tavşancıldır. Oğulları: Avşar / Afşar: Çevik ve vahşî hayvan avına hevesli, avcı anlamındadır. Kızık / Kırık: Çok ciddi ve kuvvetli anlamındadır. Bekteli / Beğdili: Ulu, aziz anlamındadır. Kargın / Karkın: Taşkın ve doyurucu anlamındadır.
Şair haklı olarak Ozantürk’ün yurdu Türkmen diyarını, yani Yozgat’ı Türklüğün ulu çınarı olarak ifade etmektedir.

Bayram Durbilmez, bu şiirde Ozantürk mahlasını kullanıyor. Ozantürk mahlasıyla yazdığı şiirleri, daha çok halk kültür ürünleri formatında dile gelirken, Durbilmez daha çok klâsik şiir, halk şiiri ve çağdaş şiir özelliklerini bir arada yansıtabiliyor. Şairin Ozantürk mahlasını kullanmasının hem ifade, hem de biçim bakımından önemi var. Şair adeta şaman, baksı, bakşı, beki, ozan bakış açısıyla olaylara çok geriden bakarak an çizgisi üzerindeki anlam boyutlarını, gelecekte oluşturabilecek anlam haritalarına dönüştürmek istediğinde bu kimliğe bürünüyor.
SONUÇ
Şaire göre Türk milleti diğer milletlerden farklı olarak dünyanın çeşitli coğrafyalarında çeşitli devletler kurmuş, aynı zaman diliminde farklı kültür merkezlerinde bayrak, lider şahsiyetler yetiştirmiştir. Bu başka bir millete nasip olamayacak önemli bir meziyettir. Şaire göre kahraman yaratmak, ancak kahraman bir millete nasip olacak olağanüstü bir meziyettir. Tarihin her devrinde kahraman, bayrak şahsiyetler meydana getiren Türk milletinin tarihi kahramanlık destanlarıyla doludur. Böyle bir millet her an yeni kahramanlık destanları yaratabilir.
Kolay, rahat söyleyiş eğilimiyle bilgece söylemi birleştiren bir şairle karşı karşıyayız. Bize güçlü yönlerimizi ve fırsatlarımızı hatırlatıyor. Zenginliklerimizi, bizi biz yapan değerlerimizi ustaca bir bilgelikle şiir diliyle sunuyor. Gönül birliğimizin kurulabilmesinin ancak ortak kültür merkezlerinde yetişmiş manevi mimarlarımız sayesinde mümkün olabileceğini vurguluyor.
Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adlarına üst bir kimlik olarak oluşturduğu yedi devlet bir millet adlandırmasıyla, her yörenin kendi değerlerini bize hatırlatıyor. Türk edebiyatı coğrafyasında usta şairleri, bilge ve manevi şahsiyetlerimizi, bizim için kutsal sayılan beldeleri güzel Türkçesi, zengin kelime hazinesi usta bir ressamın renkleri derinlikler yaratacak şekilde kullandığı gibi, duygunun en derinlerine bizi yolculuğa çıkarıyor. Kafiye, ölçü, ritim, ses yelemeleriyle, müzik ağırlıklı ses armonisi yaratarak şuur altının dilini oluşturuyor ve ruhumuza dokunuyor.

KAYNAKÇA
Cengiz AYTMATOV, Bütün Eserleri -2 Hikâyeler (Yıldırım Sesli Manasçı, Yüzyüze, Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek), (Çev. Refik Özdek), Ötüken Yay. İst.1990.
Ahmet CAFEROĞLU: Türk Dili Dergisi, C. XV, S.173, Şubat 1966, s.298.
Mayramgül DIYKANBAYEVA, “Kırgız Adı Üzerine”, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü (TAED) 43, Erzurum 2010.
Bayram DURBİLMEZ, Türk Dünyası Şiirleri Turnalar, Ürün Yay., Ankara, 2012, s.5-9.
Bayram DURBİLMEZ, Kayserili Halk Şairlerinin Şiirlerinde Kıbrıs, Geçit yayınları: Kayseri, 1999.
Bayram DURBİLMEZ, “Efsaneden Destana: Kazakistan’da Korkut Ata ve Korkut Küyü” Millî Folklor, 8 / 60, 2003, s. 219-232.
Bayram DURBİLMEZ, “Manas Destanındaki Kimi Motiflerin Türk Halk Kültüründeki Yansımaları”, Halkbilimi Araştırmaları-Forschungen für Volkerkunde, 2. Kitap, 2003, s.154-176.
Bayram DURBİLMEZ, “Nahçıvan Türk Halk İnanışlarında Mitolojik Sayılar”, Turkish Studies, 3/ 7, 2008, s.340-352.
Bayram DURBİLMEZ, "Kazakistan'dan Derlenen Manzum Bilmecelerin Şiirlik Yapı Özellikleri ve Bir Tasnif Denemesi", Türklük Bilimi Araştırmaları, 34, 2013, s.1-50.
Bayram DURBİLMEZ, “Kazakistan’da Bilmece (=Jumbak) Sorma Geleneği”, Prof. Dr. Erman Artun Armağanı, (Hzl. R. Şenesen- Z. Elbir), 2015, s.181-200.
Faruk K. TİMURTAŞ, “Ali Şir Nevâî’de Türklük Duygusu”, Türk Dili Dergisi, C. XV, S.173, Şubat 1966, s.304.
Deniz KARAKURT, Türk Söylence Sözlüğü, Açıklamalı Ansiklopedik Mitoloji Sözlüğü, e-kitap, Türkiye 2011.
İbrahim KAFESOĞLU, Türk Milli Kültürü, İstanbul, 1983.
Nihal Atsız, Makaleler I, İstanbul 1992.
Gustav C. JUNG,  Dört Arke-tip (Çev: Zehra Aksu Yılmazer), Metis Yayınları. İstanbul. 2009.
Gustav C. JUNG,  İnsan Ruhuna Yöneliş. Say Yay. İstanbul, 2001.
Gustav C. JUNG, İnsan ve Sembolleri. Okuyan Us Yay. İstanbul: 2007.
Anthony STEVENS, Jung. (Çev. Ayda Çayır). Kaknüs Yay. İstanbul, 1999



Yorumlar