İLK DÖNEM TÜRKÇÜLÜĞÜN AMACI ve DAYANDIĞI KAYNAKLARI



Zübeyir Bütüner
Mehmet Bilgehan
ÖZET
Osmanlı devletinin kuruluşunun en temel amacı “Kızıl Elma” ülküsünün İslamlaşmış biçimi “İlayı Kelimetullah”tır. Siyaset insanları saadetli kılma, mutlu etme temelinde siyaseti uygulayan devlet “darü’l saadet” yani mutluluk kapısı olarak değerlendirilmiştir. Allah Nizamının karşıtı, insanların kendilerine göre oluşturduğu “Allah” ile aldatmaya dayanan zulüm ve şirk sembolleri önce İstanbul olarak görüldüğünden öncelikle burasının fethi hedeflenmiş. Sonra da şirk sembol ve alametleri Roma’ya kaçırıldığından ikinci hedef Roma olmuştur. Ancak Batı bu tehlikeden dolayı oryantalist ve Türkoloji dalları altında Türk milletini inceleyerek bu milleti nasıl durduracağını araştırmış. İnsan, toplum ve millet zafiyetleri araştırılarak, imparatorlukları ortadan kaldıracak en önemli akımın milliyetçi, pan-milliyetçi ve pan-dinci akımlar üretilerek halklar kışkırtılmış ve Osmanlıda isyanlar başlamıştır. Osmanlının büyük toprak kayıplarından sonra özellikle Abdülhamit sonrası vatanseverliği birbiriyle kıyaslanamayacak kadar birbirine denk olan Osmanlı entelektüelleri tüm dünya gibi bu akımlardan kurutuluş çareleri bulmak amacıyla yararlanmak istemişlerdir. Jön-Türk’lerin ve Rusya Türklerinin Osmanlı topraklarında sahip çıktığı fikir hareketleridir. Bu amaçla bazı cemiyetler kurulmuş, bu cemiyetlere bağlı insanlar şarkiyatçı, oryantalist ve Türkolog olan Batılı bilim adamlarının Avrupa’da bizzat öğrencileri olmuşlar bu eserleri özümseyerek bu doğrultuda oluşan fikirlerinin yaymak için dernekler kurmuşlar ve bu derneklere bağlı dergilerde yayınlar yapmışlardır. Ancak bu hareketler Batıdan tamamen farklı bir anlayışla irredantist olmayan bir harekettir. Yayılımcı değildir sadece Osmanlı çöküşünü durdurmak amacıyla Türkçülük, Turancılık fikirlerini kurtarıcı olarak görmüşlerdir. Bunlarım en önemlileri Ahmet Ferit Tek “Turan Kitabı”,  Yusuf Akçura “Üç Tarzı Siyaset: Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük” ve Ziya Gökalp “Türkçülüğün Esasları gibi özgün eserler yazılmış. Türk Derneği ve aynı adla özdeşleşen dergide, Türk Ocağı ve Türk Yurdu Dergisinde Türkçülük fikri ile ilmi araştırmalar ve makaleler yayımlanmıştır.
ANAHTAR KELİMELER
SUMMARY
KEY WORDS

GİRİŞ
Osmanlı Devleti insanlığın yüreklerine ve dimağlarına “İlayı Kelimetullah” ile Allah’ın nizamını sunma ve “Allah” adını insanların yüreklerine nakşetme ülküsünü amaçlamış devlet eliyle uygulanan siyaseti “darü’l saadet” mutluluk kapısı gören bir anlayışla dünyayı yönetmeye talip bir devlet olarak kurulmuştur. Ancak Padişah II. Abdülhamit [1] devri ve sonrası dünyada Panslavizm’in etkisiyle ayaklanan ekalliyetlerin çıkarttığı kaosla dünyayı yönetme bir yana kendi kurduğu devleti nasıl kurtaracağının derdine düşmüştür. Bu tarihten sonra bu dert ile hemhal olmuş çevreler çeşitli fikir akımları ile tarih sahnesinde boy göstermiştir.
Diğer fikir çevreleri gibi Türkçülüğün gelişiminde de belirleyici olan unsur kargaşa yönetiminde başarı şansının Türkçülük fikrine dayanmak zorunda olunduğu düşüncesidir. Bununla birlikte Osmanlıcık, İslamcılık da “Kızıl Elma” ülküsünün Batı ufuklarına ulaşmayı hedef alan değişik tezahürlerin adı olmaktan başka bir şey değildir. Bu nedenle bu dönemin entelektüellerini Osmanlıcılığı da, İslamcılığı da hatta Türkçüğü de savunsa da aslında aynı ülküye inanmış dava adamları olarak görmek gerekir. Amaç “Kızıl Elma”, “İlayı Kelimetullah” ülküsünü dünya politikası olarak benimsemiş Trük kalesi Osmanlı Devletini ayakta her şeye rağmen ayakta tutma sevdasıdır.
Ancak, dünyadaki gelişmelerle bu hareketlerin içine sızan bir takım mihrakların etkisiyle yanlış bir istikametle Batı’yı Allah’ın kelamı ile tecessüs etmiş Allah’ın nizamı ile yönetme ülküsüne dayanan fetihçi görüş yerini Batıcılığın tezahür etmesine neden olmuştur. Batı ile olan ilişki biçimi Osmanlı’nın mutlak üstün olduğu inancında temellenirken bu düşünce tersine çevirmiştir. Batının üstünlüğünü ilk olarak askeri alanda, daha sonra da idari ve siyasi alana da nüfuz etmiştir. Osmanlı devletinin farklılıklarını bir arada tutacak, ayrılıkçı eğilimleri frenleyecek, bir dayanışmanın yaratılması amacıyla Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük gibi fikirler bu ihtiyacın ürünü olarak gelişmiştir.
 “İlayı Kelimetullah” terimini “Kızıl Elma” terimi olmadan anlamak mümkün değildir. “Kızıl Elma” üzerinde düşünüldükçe uzaklaşılan ancak uzaklaştığı oranda cazibesi artan idealler veya hayallerdir. Güneşin kor halinde battığı batıda beliren ufuk çizgisini ifade eder. Ufuk çizgisi ne kadar yaklaşırsanız o da kadar sizden uzaklaşarak cazibesini hep korur. Bu nedenle “Kızıl Elma” Batı yönünde ilerlemek anlamı taşır. Osmanlıda “Kızıl Elma” ülküsü “İlayı Kelimetullah” ülküsü terimiyle yeniden ama aynı şeyi ifade etmek üzere adlandırılmıştır Başlangıçta amaç İstanbul’un fethidir. İstanbul bu dönemde gerçek Hristiyanlar bile tehdit altında olduğu Allah nizamının karşıtı zulüm ve şirki temsil eden şeytani gücün etkisi altındaydı. İstanbul’un fethinden sonra Allah Nizamı’nın karşıtı, insanların kendilerine göre oluşturduğu “Allah” ile aldatmaya dayanan zulüm ve şirk sembolleri Roma’ya kaçırılmış ve dünyaya kin ve nefret buradan şırınga edilmeye devam edilmiştir. Bu nedenle, İstanbul’un Fethi ile ülkü, Roma’da bulunan Saint-Pierre Kilisesinin mihrabındaki altıntop olmuştur. Padişah II. Abdülhamit’e kadar Osmanlının bütün kurumları şuurlu bir biçimde tüm cihanda Allah nizamını dünya nizamı olarak tesis etmeye çalışmışlardır. Padişah II. Abdülhamit sonrası bu amaçla fethedilen ülkeler yavaş yavaş kaybedilmeye başlanmış ve millet olarak yavaş yavaş öz güvenimizi de kaybetmeye meyletmişiz.
Kaybedilen bu öz güveni kazanabilmek için bu dönemden sonra “Osmanlıcılık”, “İslamcılık” ve Türkçülük” düşüncesine dayalı fikir akımları ile karşılaşıyoruz. “Türkçülük” düşüncesi diğerlerinden farklı olarak “Osmanlıcılık” ve “İslamcılık” fikirlerinin yerini hızla doldurmuştur. Bunda batının ve diğerlerinin Türk kelimesinin anlamında “İslam” ve “Osmanlı” kavramlarının zaten içe bir kavram olmasının ilk ve en önemli etken olduğunu ifade etmek gerekir. Türkçülük başlangıçta sadece dil ve edebiyat alanında ceviz kabuğunu kırarak filizlenmiş, meyvelerini Osmanlı entelektüelleri arasında vermeye başlamış ve bundan sonra hızlı bir gelişme ile bir siyasi akım halinde ülke politikasını doğal olarak etkilemiştir.
Osmanlı dünya siyasetinde önemli üstünlüklerinden bir olan Fenerli Rumların[2] önce Fransız ihtilali sonra Doğu tarzı pan-milliyetçilik Panslavizm’den etkilenmeleri sonrasında yaptıkları faaliyetler nedeniyle dış politikadan uzaklaştırılmıştır. Ancak bu uzaklaştırma Osmanlı’nın yararına değil zararına olduğunu söylemek zorundayız. Bu tarihten itibaren Lisan okulları ile boşluk doldurulmaya çalışılmış ve Türk dış politikası çoğunluğu buradan mezun olan Batıyı tanımayan, yabancı dile tam hakim olmayan stajyer diplomatların elinde kalmıştır.
Balkan Savaşları ile birlikte imparatorluk sınırları içindeki unsurlar bağımsızlıklarını ilan etmeye başlamışlardır. 1789 yılında gerçekleşen Fransız Devriminden etkilenerek Osmanlı Devleti'nden bağımsız olma düşünceleri gütmeğe başladılar. 19. Yüzyılın başlarında Osmanlı Devletinin Boğdan eyaletine bey olarak atadığı Konstantin İpsilantis 'in oğlu Aleksandros İpsilantis (Αλέξανδρος Υψηλάντης), Filiki Eterya[3] Derneğinin başına geçerek Yunan Bağımsızlık Savaşını başlatmış. 1829 yılında Yunanistan'ın bağımsızlığının tanınmasından sonra birçok Fenerli Rum yeni kurulan Yunanistan Krallığında yüksek kademelerde görevlere getirilmişlerdir. Hatta bazı Fenerli Rumlar Yunanistan'ın elçisi olarak İstanbul'a geri bile gönderildiler. Bu tarihten sonra Osmanlılar eskiden çok güven besledikleri Fenerli Rumlara kendi ülkelerine ihanet etmiş gözüyle baktılar. Bir daha Fenerli Rumlara devletin yüksek kademelerinde görev verilmedi. Böylece Fenerli Rumların Osmanlı Devletindeki etkileri azalırken buna paralel olarak da. Osmanlı’nın diplomasi alanında dünyadaki etkisi de azalmıştır. Dış dünyaya yönelik istihbarat faaliyetleri de bundan etkilenmiştir.
Hristiyan çevrelerin Osmanlıya isyan etmesi Sultan İkinci Abdülhamit’in İslamcılık fikrine sarılmış ve bu sayede Müslüman unsurların kopmasını engellemeye çalışmıştır. Çok uluslu Osmanlı devletinin etnik ve dinî unsurları özdeşleştirme amacı güdülmüştür. Milliyetçiliğin İslamlıkla buluşturulduğu “İslamcılık” benimsenmiştir. İslamcılık, “İslam’ın inanç değerlerini bir ideoloji ve politika olarak yorumlayarak, ideoloji ve politikasının dayanağı da hilafet makamı olarak belirlemiştir. Ancak “İslamcılık” anlayışına dayalı politikalara rağmen toprak kayıpları engellenememiş ve devleti doğal sınırlarına çekilmek zorunda kalmıştır. Balkan savaşının patlak vermesi ve Balkan devletleri bağımsızlıklarını kazanması önlenememiş; bu gelişmeler, Türkçülüğün kültürel bir hareket boyutundan siyasi bir hareket boyutuna sıçramasına neden olmuştur. Bu temel Atatürk milliyetçiliğinin oluşmasında çok etkili olmuştur. Bağımsızlık unsuru Atatürk milliyetçiliğinin en önemli önceliği olmuştur. Mustafa Kemal’in bizzat kişiliğinde somutlaşan bağımsızlık anlayışı Atatürk milliyetçiliğine yön veren temel olgudur. Mustafa Kemal Atatürk tam bağımsızlığa dayanan, kendi gerçeklerinin bilincinde bir millet anlayış oluşturmaya çalışmıştır. Büyük Turan özlemi, tarihimizin her döneminde olduğu gibi Atatürk milliyetçiliğinde de varlığını korumuştur.
Türkçülük fikri “pan”cı ya da irredentist bir anlayışla belli bir ırkın üstünlüğüne dayalı olarak değil, aksine ırk, kavim, coğrafya gibi faktörlerden daha çok milletin; dilce, dince ahlakça ve güzellik duygusu bakımından müşterek olan, yani aynı terbiyeyi almış fertlerden oluşan topluluk olduğunu fikrine dayanmıştır. Bu bir tür kültürel milliyetçiliktir.
İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması ve Türkiye'nin de savaş tehdidi ile karsı karsıya bulunması, Irkçı ve Turancılar Turan kavimlerinin birleşmesi zamanının geldiğini savunmuşlar. Almanların eline düşen Türk asılı askerlerin Yahudiler gibi sünnetli olmasından kaynaklanan ve onlarında Yahudi olarak değerlendirme tehlikesi nedeniyle Almanya üzerinde etkili olmaya çalışmışlardır.
Rusya'dan göç eden Türkçülerinde önceliği olan bu mesele yüzünden Türkiye'de özellikle İkinci Dünya Savaşı sırasında Irkçılık ve Turancılık yeniden canlanmıştır. 1930’larda Nihal Atsız öncülüğünde başlayan hareket meyvesini vermiştir.
I. TÜRKÇÜLÜK FİKRİNİN AMAÇLARI:
Türklere bir milliyet bilinci ve milli ülküler aşılanmalıdır. Bunlar olmadan başarı olasılığı yoktur. Modernleşmek gereklidir. Ancak bu körü körüne bir Batı taklitçiliği biçiminde olmayacaktır.  İslam dünyası ile iyi ilişkiler kurulmalıdır. Türkçülük İslam’a aykırı bir düşünce değildir. Siyasal amaçlara ulaşabilmek için, ulusal bir ekonomi politikası izlenmeli ve özellikle kapitülasyonlardan kurtulmak. Türkçüler, Osmanlı İmparatorluğu’nun bütünlüğünün korunması konusunda umutsuzdurlar. Siyasal bağımsızlığın sağlanabilmesi için gerekli bir diğer aşama kültürel bağımsızlığın sağlanmasıdır. Tüm Türkleri bir araya toplayacak bir devlet oluşturulması konusunda öncülüğü, Osmanlı İmparatorluğu yapacaktır.
II. TÜRKÇÜLÜK FİKİRNİN KAYNAKLARI
A. AVRUPALI TÜRKOLOG ve ORYANTALİSTLERİN ESERLERİ
Avrupalı Şarkiyatçı, Türkolog ve oryantalistlerin çalışmalarını bu kaynaklar arasında ilk sırada zikretmek gerekir: Avrupalı Şarkiyatçılar: Joseph de Guignes “Histoire de Generale des Huns des turcs, des mongolos et autrestatars Ocidentaux”Arthur Lumpey Davis “Grammar of the Turkish Language”, Leon Cahun “Introduction a l’histoire de l’Asie”, Armin Hermann Vambery, F,W. Radloff, V.L.P. Thomsen Osmanlı aydınlarını etkilemiş Batılı bilim adamlarıdır. Ahmet Vefik Paşa’nın Lehçe-i Osmani adlı eseri, Mustafa Celalettin Paşa’nın Fransız dili ile yayımladığı “Les Turcs et modernest [Eski ve Yeni Türkler]” Süleyman Paşa’nın “Tarih-i Alem”, Şeyh Süleyman Efendi’nin “Lügat-ı Çağatay ve Lisan-ı Türkî-i Osmanî” tarih ve dilbilim alanında Türkçülüğün gelişimine önemli katkılar yaptı. Ayrıca Ahmet Cevdet Paşa “Tarih-i Cevdet”, Lehen Cahun’un “Asya Tarihine Giriş” adlı eserini tercüme eden Necip Asım Bey, ilk “Bütün Türk Tarihi” yazarı olma şerefine sahiptir.
B. DERNEK, ÖRGÜTLER’İN DERGİLERİNDE NEŞREDİLEN MAKALELER:
Konumuzu oluşturan “Türkçülük ve Turancılık düşüncesi” Türk Derneği, Türk Yurdu, Türk Ocakları, Genç Kalemler gibi kurumlar vasıtasıyla tecessüs etmiş; bu kurumların çıkardığı yayın organları, Türkçülük düşüncesinin zenginleşmesine, yeni bir siyasal, kültürel ve toplumsal hareket olarak Türkçülüğün doğuşuna kaynaklık etmiştir.
1. Türk Derneği:
Türk Milliyetçiliği vasfı taşıyan ilk dernek, Türk Derneği’dir. Bu ilk Türkçü derneğin kurucusu, Türk Dünyası mütefekkirlerinden Yusuf Akçura’dır. Türk Derneği 1908 yılında, Meşrutiyet’in ilanından beş ay sonra Yusuf Akçura’nın öncülüğünde kurulmuştur, Türkoloji çalışmaları yapmayı amaçlayan kültürel açıdan Türkçü; ancak, siyasi açıdan Osmanlıcılığın ağır bastığı bir dernektir. Türk Derneği Osmanlı İmparatorluğu’nu teşkil eden unsurları, dil yoluyla bütünleştirme amacını gütmüştür. Yurtiçi ve dışında şubeler açmıştır. İlk şube, Rusçuk, dördüncü şube, Macaristan’da Peşte’de açılmıştır.
Derneğin Yayınları: İlk olarak Necip Asım’ın “Türklerin Pek Eski Yazısı” ve Bursalı Mehmet Tahir’in “Türklerin Ulum ve Fünuna Hizmetleri” kitapları yayınlamıştır.[4] İstanbul’da 1911’de aynı adla yayımladığı dergi, yedi sayı çıkmıştır. Dergide Türk tarihi, edebiyatı ve dili, coğrafyası hakkında araştırmalar, makaleler yayımlanmıştır. Necip Asım, Veled Çelebi, Bursalı Mehmet Tahir, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Yusuf Akçura, Milaslı İsmail Hakkı, Baron Cara De Vaux, Celal Sahir, Andon Tıngır, Ispartalı Hakkı, dernek başkanı Fuat Köseraif yazı yazmış ve Mehmet Emin Yurdakul da şiirleriyle dergide yer almıştır. Dergi, ek olarak İbn Mühenna’nın “El Kitabü Lügat’it Türkiye” ve Andon Tıngır’ın “Sarfı Tahlili-i Lisan-ı Türkî (medhal)” kitaplarını vermiştir.
En önemli makalelerinden birisi, “Türklüğü Bilmeli ve Bilişmeliyiz” adlı yazıdır. Bu makale, Yusuf Akçura’ya aittir. Ünlü bir Türkolog olan Necip Asım, yazdığı “Türk Sayıları” adlı makalede, Macarca on, yüz, bin sayıların Farsça kökenli olduğunu ortaya koyar ve bu yöntemi başka sayılarla Türkçe, Çuvaşça, Yakutça gibi Türk lehçeleri üzerinde uygulayarak “Ural-Altay dilleri kuramının” desteklenmesi yönünde bir çalışma yapmamıştır. Derginin ikinci sayısında, Akyiğitoğlu Musa “Kazan Tatar Şivesinde Darb-ı Meseller” makalesinde Kazan Tatarları ve Osmanlı Türklerinin akrabalıklarını ispat etmeye çalışılmıştır. M. Zühdü “Ahenk Kanunu” adlı yazıda Türk, Macar, Fin, Moğol, Mançur, Samoyet, Buryat dilleri arasında ahenk kanunundan bahsederek, bu dillerin Ural Altay dilleri adıyla anıldığından bahsetmiştir. Ispartalı Hakkı “Türkçe’nin Sadeleştirilmesi” yazısında, Türkçe’nin Arapça ve Farsça etkisinden arındırılmasını ve eski Türkçeden bu yardım alınması gerektiğini vurgulamaya çalışır. Beşinci sayıda, Kazanlı Ayaz “Tatar Edebiyatı” adlı makalesinde, Tatar edebiyatı hakkında bilgi verir. Yusuf Akçura, “Yeni Keşfolunmuş Eski Bir Türk Şehri” yazısında Kazlov’un ortaya çıkardığı ve “Kara Kato” adı verilen bir şehir hakkında haber vermektedir. Necip Asım benzer bir yazısında, Türklerin Orta Asya’da bıraktığı anıtlar hakkında bilgi vermiştir. Ispartalı kaleme aldığı makalesinde dil nokta-i nazarından Türk Toplulukları arasındaki ilişkinin sadeleştirilme vasıtasıyla eski dildeki benzerlikleri ve ortaklıkların gün ışığına çıkarılabileceğini belirtmektedir.
En önemli hizmeti aynı adla dergidir. Türk ve Müslüman olmayan âlimlerin de makalelerinin çıkmasında, Türkçü bir dergi ve dernek olarak Türk derneğinin kozmopolit kökenlerine bir gönderme vardır. Kısaca, Türkçülüğün ilk örgütü ve siyasi, düşünsel tasarımı dil, kültür ve siyasi dinamiklere bağlı birlik ve dayanışma faaliyetleri bu derneğe aittir. Türk Derneği miralay Fuad Raif ve miralay Necip Asım’ın kıta görevine başlamaları, Veled Çelebi’nin Konya Büyük Çelebiliği ’ne tayin edilmesi, Yusuf Akçura’nın İstanbul’dan ayrılması, dernekle aynı adı taşıyan Türk Derneği Dergisinin kapanmasıyla sonuçlanmıştır. Derneğin üyeleri benzer amaçlarla kurulan Türk Ocağı’na katılmışlardır.
2. Türk Ocakları
Türk Ocakları’nın Fikri bakımından kurucu nüvesi Askeri Tıbbiye öğrencileridir. 11 Mayıs 1327(1911)’de Türk ocağını kurma fikri ortaya çıkar. Yusuf Akçura, Ocak 3 Temmuz 1911’de Türk Ocağı’nın fiilen kuruluş tarihi olduğunu belirtir. 25 Mart 1912’de ise resmen kurulmuştur. Türk Ocağı’nın fiili kurulma aşamasında bir başka Türkçü dernek olarak Türk Yurdu kurulmuş; aynı adla çıkarılan dergisi de sonradan Türk Ocağı’nın adıyla özdeşleşen bir konuma gelmiştir.  Ocağın maksadı, Türklerin harsi birliğine ve medeni kemaline çalışmaktır. Cemiyetin maksadı, akvam-ı İslamiyenin bir rükn-i mühimi olan Türklerin milli terbiye ve ilmi, içtimai, iktisadi seviyelerinin terakki ve i’lasıyla Türk ırk ve dilinin kemaline çalışmaktır (2. Madde). Cemiyet maksadını elde etmek için Türk Ocağı adlı kulüpler açarak dersler, konferanslar, müsamereler tertip, kitap ve risaleler neşrederek, mektepler açmağa çalışacaktır.
C. TÜRKÇÜLERİN ESERLERİ:
1. “Turan” Kitabı
Turan” [5] isimli kitap, 1914 yılında, Türklük üzerine yazılmış bilimsel bir eserdir. Tekin müstearıyla (takma adıyla) Ahmet Ferit Tek[6] tarafından yazılan “Turan” kitabı[7], ikinci Meşruiyet devri Turancılık düşüncesine ait önemli bir eserdir.[8] Kitap, Turancılığın nasıl algılandığı konusunu işlemektedir. Ahmet Ferit Tek Türk Ocağı’nın kurucularından ve ilk resmi genel başkandır. Turan tasavvuru tarihi, kültürel, demografik, coğrafi, linguistik, ekonomik olmak üzere çok boyutlu olarak ele alınır. Bilimsel bir araştırma olan “Turan” kitabı; “Turan”ı, Türk kökenli insanların anayurdu ve Türklerin gelecekte geniş ve güçlü bir devlet olarak tekrar birleşmelerinin sembolü olarak tanımlar. Eser, Turan’ın mutlu toprakları üzerinde yoğunlaşarak Turan ülkesini tasvir eder.[9] Turan kısaca “Türk Birliği”nin adıdır. Türkleri esir olarak Rusya ve Çin’in diğer imparatorluklar gibi yıkılacağını ve Büyük Turan’ın ayağa kalkacağı anlatılmıştır. Büyük Turan’da Cengizlerin altın tahtları yeniden kurulacaktır. Turan tabir-i tarih (tarihi yorum) değil, bir hakikat-ı ırkiyedir. “Turan “da, bütün Türk asıllı insanların mutlu vatanı “Turan”ı ve bunun politik geleceği üzerine çeşitli varsayımların irdelenmiştir. Bu kitap birbirine bağlı dokuz makaleden oluşmaktadır.  Bu makaleler: Turan, İl Han’dan Cengiz Han’a, Çinli Pençesi ve Rus Çizmesi, Altın Soy, Altın Yurt, Yeşil ve Sarı Ova, Hanbalık’tan Sultanbalık’a mı?, Baygöl’den Güzeldeniz’e mi?, Yeni Turan, Yeni Cengizliktir.
Eserde: İmparatorlukların geçici milletlerin ve ırkların devamlılığı düşüncesi, İl Han'dan Cengiz Han'a: Tarihte Turan’ın Kurulması, Turan devletleri ve parçalanmaları, “Çinli Pençesi” ve “Rus Çizmesi: Turan’ın iki düşmanı olduğu düşüncesi, Altın Soy: Milletin Ayırıcı Özellikleri (hassa-i farikası) anlatıldığı bölüm,  Altın Yurt: Turan coğrafyası tasviri ve ticaret yollarının anlatılması, Yeşil ve Sarı Ova: Turan’ın iklimi ve burada yetişen nebatları, bitkileri ve buna bağlı olarak ticaret yolların üzerinde durulur,  Hanbalık’tan Sultan Balık’a mı? Baygöl’den Güzel Denize mi? İsimli makale: Turan nasıl büyüyecektir? Büyük Turan’ın tamali Küçük Turan’ın sınırları anlatılır, Yeni Cengizlik: Irkların sınır engelini yıkarak birleşmeye doğru gitmesi, Coğrafya ve tarih millete mazisini öğretin bölümdür,  
2. Ziya Gökalp:
Gökalp şiirlerini başlıca dört kitapta toplamıştır: Şaki İbrahim Destanı, Kızıl Elma, Altın Işık, Yeni Hayat. Düz yazıları: Rusya’daki Türkler Ne Yapmalı?, Limni ve Malta Mektupları, Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak, Türk Töresi, Doğru Yol, Türkçülüğün Esasları, Türk Medeniyet Tarihi, Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler, Altın Destan, Üç Cereyan, İlm-i ve İçtima Dersleri, Ameli İçtimaiyat, Hars ve Medeniyet, Kuğular, Felsefe Dersleri.
Gökalp, Türkçülüğü mefkûresinin büyüklüğü bakımından üç dereceye ayırmaktadır: Türkiyecilik, Oğuzculuk yahut Türkmencilik, ve Turancılık. Ona göre, “bugün gerçeklik sahasında, yalnız ‘Türkiyecilik’ vardır. Fakat ruhların büyük bir özleyişle aradığı Kızıl Elma, gerçeklik sahasında değil hayal sahasındadır.” Turan kelimesinin manasını eski Türk ilhanlıklarının geldiğini belirterek Hunlar, Göktürkler, Oğuzlar, Kırgız-Kazaklar, Cengiz Han ve son olarak ta Timurlenk ile sınırlandırır. Turan’ın Macarlar, Tunguzlar, Finuvalar, Moğolların Turan ile bir alakalarının kalmadığını belirtir. Ona göre Turanlılar, yalnızca Türkçe konuşan milletlerdir.” Gökalp’ın Turancılık anlayışını iki kategoride değerlendirebiliriz:
1. Şiir ve masal gibi edebi formun kullanılarak ifade edildiği Turancılık, 2. Sistematik, bilimsel bir forumda ele aldığı Turancılık.
Türk dili konuşan tüm dünya halklarının kültürel birliği (Turan) ve son olarak ulus devletin temelini oluşturan millî kültür ve millî bilinci eserlerinde işlemiştir. Ona göre Turan, “Türklerin tümünü içine alan ve Türk olmayanları dışta bırakan ülküsel yurttur. Tûran, Türklerin oturduğu, Türkçenin konuşulduğu bütün ülkelerin toplamıdır.”. Gökalp, 1915’ten sonra Turancılığı çağrıştıracak şiirler yazmamıştır. “Turan” ve “Turan Nedir?” başlıklı iki kısa yazı yazmıştır. Gökalp’in 1914 yılında yazdığı Kızıl Elma şiiri onun Türkçü ve Turancı görüşlerinin açıkça ortaya koyar. “Kızıl Elma” kavramına Gökalp’in sıklıkla değinir ve bu kavram ile milli bir Türk kültürü yaratma konusundaki özlemini dile getirir. Eserlerinde İslamlaşma ve Garpçıların muasırlaşma tezlerini uzlaştırma girişmiştir. Gökalp’in Türkçülük ideolojisinin temelinde dünyadaki bütün Türkleri tek bir lider etrafında birleştirmeyi amaçlayan irredantist bir Turancılık fikri bulunmamaktadır.  Gökalp Türkçülük fikrine, Oğuzculuk, Oğuzistan ve Türkiyecilik nüanslarını getirmiştir: Gökalp, “Bugün şeniyet sahasında yalnız Türkiyecilik vardır. Fakat ruhların büyük bir iştiyakla aradığı Kızıl Elma şeniyet sahasında değil, hayal sahasındadır” demektedir.  Yine Gökalp’te Türkçülük kültür milliyetçiliğine doğru yol almıştır. Gökalp ayrıca kültür ve ulusun birleşmesinden doğan “ulusal kültür” kavramını temel alarak, Türkiye’nin Batı medeniyetine dâhil olabileceğini savunmuştur. Gökalp’e göre dilde ve dinde birlik esasına dayanan ulusal kültür bireyler tarafından benimsenip içselleştirildiğinde, hars ve medeniyet arasındaki ilişki bir karşıtlık ilişkisi olmaktan çıkacak ve Türkiye Batı medeniyeti içindeki yerini alacaktır. Ziya Gökalp’te Millet Millet, dilce, dince, ahlakça ve güzellik duygusu bakımından ortak olan, yani aynı terbiyeyi almış fertlerden oluşan, bir topluluktur. Türk köylüsü onu (dili dilime uyan, dini dinime uyan) diyerek tarif eder. “Türk Kimdir?” başlıklı başka bir çalışmasında, “Türk olmak için, yalnız Türk kanı taşımak, Türk ırkından olmak kâfi değildir. Türk olmak için her şeyden evvel Türk harsı ile terbiye görmek ve Türk mefkûresi için çalışmak şarttır. Bu şartlara haiz olmayanlara, kanca ve ırkça Türk olsalar bile “Türk” unvanını veremeyiz” demektedir.
5. Yusuf Akçura (Yosıf Aqçura)
Eserleri: Makaleleri, Türk Derneği, Türk Yurdu, Şura-yı Ümmet, Sırat-ı Müstakim, Taarüf-i Müslim’in, Türk, Tercüman, Malumat, İçtihad, Şura, Halka Doğru, Türk Dünyası, Sabah, Siyaset ve İktisad, Hâkimiyet-i Milliye, Yeni Gün, Hilâl-ı Ahmer, Sebîlürreşad gibi çok sayıda dergi ve gazetede yayınlanmıştır.  Yusuf Akçura’nın yayınlamış olduğu makale ve yazıları üç bölümde ele alınmaktadır:
Genel Türk Tarihi, özellikle Türkçülüğe ilişkin yapıtlar: Osmanlı Tarihi konusundaki yapıtlar, Avrupa’nın Yakın Çağ tarihinin siyasal, sosyal ve ekonomik konularıyla ilgili yazılar. Türkçe ve Fransızca olmak üzere iki grupta değerlendirilmektedir. Kitap olarak basılmış eserleri şunlardır: Osmanlı Saltanatı Müessasatı Tarihine Dair Bir Tecrübe (1903), Üç Tarz- ı Siyaset (1904), (“Üç Tarz-ı Siyaset” adlı makalesi, Kahire’deki “Türk Gazetesi”nde[10] Nisan-Mayıs 1904‟te üç cüz halinde yayınlanmıştır, Ulum ve Tarih (1906), Mevkufiyet Hatıraları (1907), Şura-yı Ümmette Çıkan Makalelerim (1913), Rusya’daki Türk-Tatar Müslümanlarının Şimdiki Vaziyet ve Emelleri (1916), Tarih-i Siyasi Notları (1920), Muasır Avrupa’da Siyasi ve İçtimai Fikirler ve Fikri Cereyanlar (1923), Siyaset ve İktisat Hakkında Birkaç Hitabe (1924), Tarih-i Siyasi (1927), Türkçülük: Türkçülüğün Tarihi Gelişimi, Yeni Türk Devletinin Öncüleri (1928), Türk Yılı (1928), Zamanımızın Avrupa Siyasi Tarihi (1933), Osmanlı Devletinin Dağılma Devri (1934), Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu ve Bu Vakıaya Dair Başlıca Meba’lar, Şark Meselesine Dair Tarih-i Siyasi Notları (1934).
Akçura’nın Fransızca olarak hazırladığı başlıca iki eseri vardır:
1- Osmanlı Saltanatı Müessesatı Tarihine Dair Bir Tecrübe (Mezuniyet Çalışması)
2- Rusya’daki Türk-Tatar Müslümanlarının şimdiki Vaziyeti ve Emelleri
Türkçülük açısından en önemli makalesi, Üç Tarz-ı Siyaset: Batılı bilim adamları, “Komünizm için Komünist Manifesto neyse Türkçülük için de Üç Tarz-ı Siyaset odur” değerlendirmesiyle Akçura’nın makalesini Türkçülüğün manifestosu olarak kabul etmişlerdir.
Makalede, Osmanlı Devleti’nin kurtuluşu için pratik değer taşıyan üç fikir tartışılmaktadır. Bunlar Osmanlıcılık, Pan-İslamizm, Pan-Türkizm’dir. Osmanlıcılığın amacı bir Osmanlı milleti meydana getirmektir. Osmanlı Devleti'nin devam edebilmesi, varlığını sürdürebilmesi için uyguladığı ve Tanzimat dönemine tekabül eden bir politikadır. Buna göre, kimse cins, din ve mezhep ayrımı gözetilmeksizin Osmanlı vatandaşları olarak haklar ve ödevler açısından eşit hale getirmektir.
"Üç Tarz-ı Siyaset"te[11] üzerinde durduğu üç ana konu şunlar olmuştur:
1. Bir Osmanlı ulusu meydana getirmek (Osmanlılık),
2. İslamcılığa dayanan bir devlet yapısı kurmak (İslamcılık),
3. Irka dayalı bir Türk siyasal ulusçuluğu meydana getirmek (Türkçülük).
Osmanlılık, İslamcılık ve Türkçülük görüşlerinin karşılıklı olarak mukayesesini ilk defa Yusuf Akçura yapmıştır.
Üç Tarz-ı Siyaset’te ele alınan her üç siyasal sistemde iki ölçüte göre değerlendirilmişti: Osmanlı Devleti’ne yararı ve uygulanabilirliği. Bununla birlikte yarar, fayda, çıkar, sakınca, kayıp, zarar, kolaylık, zorluk gibi kavramlar da metinde önemli rol oynar. “Tezin özgünlüğü, Pan-Türkizm tasarısının merkezine Osmanlı Devleti’ni oturtmasından geliyordu. Tez, böylece, Rusya Türklerinin birlik sağlama isteği ile Osmanlıların devleti koruma çabalarını bir senteze ulaştırıyordu. Başka bir ifadeyle, Tatar burjuvazisinin Pan-Türkist eğilimleri ile Jön Türk ideolojisinin mihenk taşı olan devleti koruma kaygısını bağdaştırmaya çalışıyordu.”
Osmanlıcılık: "Osmanlı memleketindeki Müslim ve gayrimüslim halka aynı siyasal hakları tanımak ve vazifeleri yüklemek; böylece aralarında tam bir eşitlik meydana getirmek; fikir ve din bakımından tam bir serbesti vermek, bu eşitlikten ve serbestiden faydalanarak söz konusu ahaliyi aralarındaki din ve soy farkına rağmen yekdiğerine karıştırarak ve temsil ederek Amerika Birleşik Hükümetlerindeki Amerikan milleti gibi, müşterek vatanla birleşmiş yeni bir millet, Osmanlı milleti meydana çıkarmak ve bütün bu zor ameliyenin neticesi olarak da ‘Devlet-i Aliye-i Osmaniye’yi asli şekliyle, yani eski sınırları ile muhafaza eylemekti... Osmanlı hududu haricindeki Müslümanlar ve Türkler bununla o kadar meşgul olamazlardı. Mesele mahalli ve dâhili bir mesele idi".
İslamcılık: İslam’ı inanç, düşünce, ahlak, siyaset, idare ve hukukta hâkim kılmayı, Müslümanlar arasında birlik ve dayanışmayı tesis ederek İslam ülkelerini Batı karşısında geri kalmışlıktan kurtarmayı amaçlayan, 19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı aydınları tarafından savunulmaya başlayan siyasi bir fikir hareketidir.[12]
Türkçülük: Osmanlı toplumu geri kalmışlığın farkına vardığında, hem kendi varlığını korumak, hem de Batının gelişmişlik düzeyine ulaşmak için bir dizi yöntem denemiştir. Türkçülük de bu modernleşme ideolojilerinden biridir.[13]
6. Diğer Eserler
Dil sahasında Türkçülük fikrinin ilk şuurlu izleri İbrahim Şinasi Efendi’nin eserlerinde görülür. Şinasi’nin Türkçülük fikri, dilin edebiyat şubesinde Ziya Paşa, lügat şubesinde Ahmet Vefik Paşa, filolocya(filoloji) tetkiklerinde Mustafa Celaleddin Paşa tarafından işlenir. Ahmet Vefik Paşa’da „Bütün Türkçülük‟ (Panturquisme) temayülünün bazı izleri görülmektedir. Celaleddin Paşa ise Türk filolocyasından başka, Türk (yalnız Osmanlı Türkü değil, umum Türk) etnolocya ve tarihi ile de uğraşır. Osmanlı ülkesinde ilk defa batı kaynaklarından alınarak Türk tarihine, Türk etnolocyasına dair yazılan eser, Celaleddin Paşa’nın „Eski ve Yeni Türkler‟ adlı filolocya, etnolocya, tarih ve siyasetten bahseden kitabıdır. Bu eser Türk ruhuyla, Türk menfaatlerini savunmak amacıyla yazılmış olmakla beraber, Fransızca’dır.
İlmi Türkçülüğün önderleri olarak bilinen Ahmet Vefik, Süleyman Hüsnü ve Ali Süavi’nin dil ve tarih çalışmalarıyla imparatorlukta Türklük şuurunun uyanmasında önemli rolleri olmuştur. Onların çalışmalarıyla Osmanlı tarihi yavaş yavaş Türk atmosferi içine yerleştirilmeye ve Osmanlı resmi edebiyatında „kaba, cahil, göçebe‟ olarak horlayıcı bir üslupla kullanılan Türk kavramı da artık geçmişte şanlı medeniyetlerin kurucusu olan, gurur duyulacak bir millet anlamını kazanmaya başlamıştır.[14]
Batı Türklerinde Türkçülüğün, Türk milliyetçiliği fikrinin ikinci faal devresi, 1877 Türk-Rus savaşından önce başlayıp 1880‟e kadar devam eden dönemdir. Bu devrenin en belirgin Türkçüleri; Süleyman Paşa, Özbekler Şeyhi Süleyman Efendi, Rumelili Ahmed Midhat Efendi ile Ahmed Cevdet Paşa’dır. Bu devre Türkçülüğünün dil, tarih, eğitim ve siyaset cepheleri vardır.
Türkçülüğün üçüncü faal evresi 1897-1900 tarihleri arasına rastlamaktadır. Bu tarihlerde Şemseddin Sami Bey, Necip Asım Bey, Veled Çelebi Efendi, Bursalı Tahir Bey, Mehmed Fuad Bey, Ahmed Hikmet Bey, şair Emin Bey, Tunalı Hilmi Bey, Ahmed Cevdet Bey, Emrullah Efendi, Necip Bey gibi Türkçüler bu arada hazırlanmışlar ve bir miktar eser yayınını da başarmışlardır.[15]
Jön Türklerin liderlerinden Mizancı Murat Tarih-i Umumi adlı eserinde Türklerin İslamiyet’in doğuşundan önceki tarihlerine dikkat çekmiştir. Ayrıca çıkardığı „Mizan‟ gazetesinde, Osmanlılık ve İslamcılık akımlarının yanı başında Türklüğe değer verme çabası içinde olduğu gibi milli kültürün de korunmasından yanadır.
SONUÇ
Osmanlıda gelişen “pan” hareketleri Batının kavramları ile açıklanamaz. Osmanlı aydınları çöküş dönemini durdurabilmek, Osmanlının başına çöken kaosu iyi yöneterek en az zayiatla devletini korumak istemiştir. Aynı zamanda Türkleri milliyet bilinci ve milli ülküler etrafından birleştirmek; modernleşmek, çağdaşlaşmak ama dinî değerleri koruyarak İslamlaşmak istemişlerdir. Türkçülük ve Turancılık konusunda Avrupalı bilim adamlarından yararlanmak isterken asla körü körüne bir Batı taklitçiliği peşinde koşulmamıştır. Batının değerlerinden yararlanmak isterken de İslam dünyası ile iyi ilişkiler kurulmalmaya çalışılmıştır.. Türkçülük fikrinin İslam’a aykırı bir düşünce olmadığından hareketle sadece siyasal amaçlara ulaşabilmek için, ulusal bir ekonomi politikası izlenmeye çalışılmış ve özellikle kapitülasyonlardan kurtulmak ve Osmanlı İmparatorluğu’nun bütünlüğünün korunmak istemişlerdir. Siyasal bağımsızlığın sağlanabilmesi için kültürel bağımsızlığın bir sonraki aşama olduğundan hareketle, Türk kültürü ile ilgili önemli eserler yazılmaya, ilmi araştırmalara dayalı yayınlar yapılmaya çalışılmıştır. Bu amaçla dernek faaliyetleri en önemli etkinlik olarak görülmüştür. Tüm Türkleri bir araya toplayacak bir devlet oluşturulması konusunda öncülüğü, ancak Osmanlı İmparatorluğunun yapabileceğine inanan Rusya ve Osmanlı aydınları hayatlarının büyük bir kısmını bu fikre aşkla bağlanarak geçirmişler, bu ideal uğruna her türlü sıkıntıya göğüslerini siper etmişlerdir.





KAYNAKÇA
Orhan Çakmak-Atilla Yücel, Yusuf Akçura İstanbul, Alternatif Yayınları, 2000;
François Georgeon, Türk Milliyetçiliği’nin Kökenleri, Yusuf Akçura (1876–1935), İstanbul, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2005,
A. Y., Mevkûfiyet Hâtıraları, Türk Yurdu Kitâbhânesi, İstanbul 1330. 
Akçura, Yusuf, Hatıralarım, Yayına Hazırlayan: Erdoğan Mura, Hece Yayınları, Ankara 2005.
Akçuraoğlu Yusuf, “Türkçülük”, Türk Yılı 1928, İstanbul 1928, s. 289-455.
Ali Kemâl, “Atâlet-i Fikriye”, Peyâm, Birinci Sene, Aded: 168, 9 Mayıs 1914, s. 1.
Devlet, Nadir, “Yusuf Akçura’nın Hayatı (1876-1935)”, Ölümünün Ellinci Yılında Yusuf Akçura Sempozyumu Tebliğleri, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara 1987, s. 17-33.
Georgeon, François, Türk Milliyetçiliğinin Kökenleri Yusuf Akçura (1876-1935), Çeviren: Alev Er, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1999.
Kara, İsmail, Din İle Modernleşme Arasında Çağdaş Türk Düşüncesinin Meseleleri, İkinci Basılış, Dergâh Yayınları, İstanbul 2005.
Temir, Ahmet, Yusuf Akçura, İkinci Baskı, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara 1997.
Yüce, Nuri, “Yusuf Akçura”, Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, C. 2, İstanbul 1989, s. 228-22




[1] Abdü’l-Hamīd-i sânî (1830- 10 Şubat 1918), Osmanlı’nın en bunalımlı döneminde tahta çıkmıştır. Balkanlarda Panslavizm etkisiyle ayaklanmalar başlamış, meşrutiyet yanlısı görüşler ortaya çıkmıştır. 23 Aralık 1876’da Kânûn-i Esâsî’yi (Temel Kanun, Anayasa) ilan etti, böylece I. Meşrutiyet dönemi başladı. Meclisi Mebusan ve Ayan Meclisi üyelerinden meydana gelen ilk meclis göreve başladı. Birleşik Krallık, Almanya’nın birleşmesi, İtalya’nın birleşmesi Avrupa’da yeni dengeler oluşturdu. Bulgar İsyanlarının bastırılması, Macar Devrimcilerinin Osmanlı Devletine sığınması ve Kırım Savaşı ve Tenzil-i faiz kararı) Avrupa’da Osmanlı aleyhine tepkilere yol açtığı karışık bir dönemin padişahıdır. Sırbistan ve Karadağ ile savaş, 1877-78 Rus Savaşı, Bosna-Hersek’in, Kıbrıs’ın işgali (1878), Tunus’un işgali (1881), borçların ödenememesi ve Duyun-u Umumiye (Borçlar idaresi) kurulması, Yunanistan ilhakı, Mısır’ın ve Somali’nin Birleşik Krallık tarafından işgal edilmesi, Habeş’in işgali, Ermeni isyanları, Kuveyt, Suudi Arabistan’ın özerklik kazanması, Yemen İsyanı, Bulgaristan’ın bağımsızlığı, II. Meşrutiyetin ilan edilmesi ve 31 Mart Ayaklanması ve tahtan indirilmesi gibi olaylar, onun döneminin olaylarıdır.
[2] Osmanlı döneminde Fener semtinde oturan zengin, nüfuz sahibi ve imtiyazlı Rum aileleridir. Osmanlı’nın Avrupa devletleri ile ilişkilerinde tercümanlık, diplomasi faaliyetlerini yürüten Rum aileler. Eflek-Boğdan eyaletlerine voyvoda oalark da atanmışlerdır. Zamanla buralarda güçlenen Rumlar, Filiki Eterya Derneği’nin başına Boğdan voyvodası (Bey) Aleksandros İpsiladis Yunan Bağımsızlık savaşını başlatmasıyla, Osmanlı Devleti’nde etkileri azaldı. Osmanlıya ihanet eden Rum aileleri, bir daha devlet hizmetine alınmadı.
[3] Anlamı Dostluk (Arkadaşlık) Derneği’dir. 1814’te Rusya’da Ukrayna sınırları içerisinde Odesa’da kuruldu. Amacı Yunan Bağımsızlığını sağlayarak Bizans’ı yeniden canlandırmaktı. Dernek 185’te İstanbul’a taşındı. Derneğin başına Aleksandros İspilantis getirildi. Megali İdea (Büyük Yunanistan) fikrini savundu. Anka Kuş’unu simge olarak seçtiler. 1768-1774 savaşlarına son veren Küçük Kaynarca Antlaşması ile Ruslar, Osmanlı Ortodoks’larını himaye etme hakkını elde ederek, bu yolla Osmanlı Devleti'nin içişlerine karışma imkânını elde ettiler ve zengin bir konsolosluk ağı kurdular. 1783 yılında Kırım'ı ilhak eden II. Katerina, Osmanlı Devleti'ne son vererek Bizans'ı kendi hâkimiyetinde yeniden kurabileceğine inanmaya başladı. Avusturya İmparatoru II. Joseph ile ittifak yaptı. İki hükümdar "Grek Projesi" denilen anlaşmayı yaptılar. Buna göre Rusya ve Avusturya Osmanlı topraklarını kendi aralarında paylaştılar ve İstanbul'un alınmasından sonra Bizans'ı yeniden kurup başına, Katerina'nın torunu Grandük Konstantin'in geçirilmesini kararlaştırdılar. 1787 yılında Rusya ve Avusturya'nın Osmanlı Devleti'ne savaş açmasının altında yatan sebep bu "Grek Projesi" dir.
[4] Yusuf Sarınay, Türk Milliyetçiliğinin Tarihi Gelişimi ve Türk Ocakları: 1912-1931, 3. Baskı, İstanbul, Ötüken Neşriyat, 2005, s.,106.
[5]Ahmet Ferit Tek, “Turan” İstanbul, (1330/1914).
[6] Meşrutiyet ve Cumhuriyet siyasetine yön veren siyaset adamı ve diplomatıdır. Harbiye’de okurken ittihatçılardan dolayı Trablusgarp’a gönderildi. Buradan Fransa’ya geçerek Ahmet Rıza’nın yanında siyaset bilimleri tahsili yaptı. 1908 yılında kadın yazarlarımızdan Müfide Ferit ile evlendi. Meşrutiyet ilanı ile ülkeye döndü. “Milli Meşrutiyet Fırkasını” kurdu.” İfham” gazetesini çıkardı. “İttihat ve Terakki” hükümetinin politikasını eleştirdi. Bu nedenle Bursa, Sinop ve Bilecik’te sürgün hayatı yaşadı. “Damat Ferit Paşa Kabinesinde Nafia Nazırı (Bayındırlık Bakanı) tayine edildi. 1919’ da “Milli Türk Fırkası”nı kurdu. İlk millet meclisinde “Maliye Bakanı”  oldu. Paris temsilcisi olarak “Lozan”a katıldı. Londra, Tokyo, Varşova elçiliklerini yürüttü.  “Yusuf Akçura’nın bacanağıdır.
[7]  Ahmet Ferit Tek kitabı Sinop’ta sürgünde iken yazdı. İstanbul’da neşredildi. Kitap Tekin Alp müstearını kullanan Moiz Kohen’e atfedildi. Bu nedenle kitabın Türklerin bin yıldır gönüllerinde yaşattıkları İslâm imanı ve kardeşlik hissi yerine Türklik Hakikat-ı Irkıyesini getirmek gayesiyle yazıldığı üzerine iddialar da bulunuldu. Müslümanların ümmet bağını koparmak için yazıldığı ileri sürüldü (Sadık Albayrak, Devrimin Çakıl Taşları). Bu görüşe Yahudi asıllı Türkolog Jacob M. Landau’da katıldı. (Jacob M.Landou, Tekinalp Bir Türk Yurtseveri). Türk Yurdu’nda çıkan (1914/1330) tanıtma yazısında Tekin müstearı adı altında gizlenen Turan muharriri Osmanlı-Türk muharrir ve edipleri arasında şayan-ı dikkat bir mevki işgal etmiş olan bir zattır” denilmektedir. Kısaca Turan’ın bir Türk’ün kaleminden çıktığı gerçeğinin delili Türk Yurdu mecmuasında yer almıştır. “Tekin” müstearını kullanan isim Ahmet Ferit Tek’tir.
[8] Ali Birinci, “Ahmet Ferit Tek ve Turan Kitabı Üzerine”, Turancılık Tarihinin Kaynakları içinde, s., 81–87.
[9] Jakob M. Landau, Tekinalp: Bir Türk Yurtseveri (1883-1961), İstanbul, İletişim, 1. Baskı, 1996, s. 28-29.
[10] Türk Gazetesi, Ali Kemal ‘in etrafında toplanan liberaller tarafından kurulmuştur. Mısır’da yayımlanan ilk Türkçe gazetelerden biri olup, siyasi yelpazede ılımlı bir yaklaşım tarzına sahipti. Abdülhamit idaresine doğrudan saldırmaktan kaçınıyorlardı. Avrupalının zihnindeki yanlış Türk imajını düzeltmek, her yerde Türklerin hakkını müdafaa etmek, zihinlerini aydınlatmak, Türklere fikri bir hareketlilik kazandırmak istiyorlardı. Gazetelerinin adını Türk koymalarının sebebi, kaba ve köylü manasına indirgenmiş olan Türk kelimesine asli manasını kazandırmak düşüncesiydi. Bu gazetede toplanmış olan gazeteciler grubu, dıŞ Türklerle değil, Osmanlı İmparatorluğu dahilindeki Türklerle ilgileniyorlardı.
[11] Yusuf AKÇURA, Üç Tarz-ı Siyaset, Lotus Yayınevi, Ankara, 2005, s. 63-74.
[12] Ramazan UÇAR, Abdullah Cevdet’te Din ve Batılılaşma, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 1997), s. 53; Halil İbrahim Akkuş, Yusuf Akçura’nın Din ve Toplum Anlayışı, (Yüksek Lisans Tezi), Isparta, 2009, s. 39.
[13] AKGÜL, M., Türk Modernleşmesi ve Din, Çizgi Kitabevi Yayınları, Konya 1999, 274.
[14] Yusuf BAYRAKTUTAN, Türk Fikir Tarihinde Modernleşme, Milliyetçilik ve Türk Ocakları, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1996, s. 56-61.
[15] Yusuf Akçura, Türkçülük-Türkçülüğün Tarihi Gelişimi, Türk Kültür Yayınları, İstanbul 1978, 59-109.

Yorumlar