3 MAYIS TÜRKÇÜLÜK GÜNÜ
KONUŞMASI
Öğrt. Gör. Mehmet BİLGEHAN
3 Mayıs Türk milletinin yeniden
uyanışıdır.
3
MAYIS TÜRKÇÜLÜK GÜNÜ
ve
"BEN
TÜRK'ÜM, TÜRKÇÜYÜM, MİLLETİMİ SEVİYORUM!" DİYEBİLMEKTİR.
DİYEBİLENLERE:
Günümüz
kutlu olsun!
3
MAYIS TÜRKÇÜLÜK GÜNÜ
Türkçüler
gününün kaynağını özetle açıklayacak olursak: Dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu
05 Ağustos 1942 tarihinde Meclis kürsüsünden okuduğu kabine programının sonuç
kısmında;
“Biz Türk’üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit bu istikamette çalışacağız.” Diyerek devletin temel ülküsünü anlatmaya çalışmıştır.
“Biz Türk’üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit bu istikamette çalışacağız.” Diyerek devletin temel ülküsünü anlatmaya çalışmıştır.
Büyük
Türkçü Nihâl Atsız Bey de devletin ülküsünün Türkçülük ve dönemin Başbakanı
Saraçoğlu’nun da Türkçü olduğu inancı içindedir. Buna karşılık devletin her
tarafına hain kadroların yerleştirilmekte olduğunu görmektedir. Atsız Bey,
başbakan Şükrü Saraçoğlu’na bu durumu Orhun Dergisi’nde yazdığı iki açık mektup
ile ifade eder. Atsız Bey bu mektuplarından dolayı mahkemeye verilir.
26
Nisan 1944’te Ankara’da başlayan yargılamanın ilk duruşmasında salon, dönemin
üniversite gençliği tarafından hınca hınç doldurulur.
Duruşma
3 Mayıs 1944’e ertelenir. 3 Mayıs 1944’te Türk gençliği bir volkan gibi
patlar. Türklük ülküsüne ve onun ideolojik lideri, hocası Hüseyin Nihal Atsız’a
sahip çıkmak için Ankara Adliyesinin koridorları, salonları doldurulduğu gibi
adliyenin önü de yüzlerce genç tarafından doldurulur. Topluluğun bir kısmı
adliyede Atsız’ı yalnız bırakmazken diğer binlerle ifade edilen büyük bir
topluluk Ulus Meydanına doğru protesto yürüyüşüne geçer.
3
MAYIS
Değerli
Türkçüler,
Takvimler
3 Mayıs 1944 yıllını gösterdiğinde Türkiye Cumhuriyet‘inin en önemli
olaylarından birisi akıllara gelir. 3 Mayıs 1944 tarihi, Türk yurdunda
Türkçülüğün ve Türk Milliyetçiliğinin yok edilmek istenirken şaha kalktığı
gündür.
3
Mayıs 1944 tarihi, basiretsiz ve dalalet içerisindeki yöneticilerin bir yandan
Alman Nazi Faşizminin korkusu, diğer yandan Sovyet Rusya baskısı altında
kalarak her alanda Türk Milliyetçilerine karşı Haçlı seferi başlatarak zulümler
ve işkencelere maruz bıraktığı günlerde, milliyetçi gençlerin bu duruma bigane
kalmayarak kendilerini siper etme günüdür.
3
Mayıs 1944 tarihi, Türkçülük fikri sahibi bir avuç Türk gencinin Kürşad ruhu
ile harekete geçme günüdür.
3
MAYIS TÜRKÇÜLÜK GÜNÜ
''Yıl
1944, 3 Mayıs. Yine böyle bir bahar gün!..
Millî
Mücadele'nin kara bağrında, Ankara'da bir kıyamet koptu!..
Bu
kıyamet hayra alâmetti!..
Şer
gibi gösterildi...
Böyle bir bahar günü: ''Bu toprak için toprağa düşenlerin'' çocukları, vatansızlara, imansızlara karşı kıyam ettiler. Yeni nesilleri, ilkokullardan başlayarak üniversiteye kadar milliyetsiz, Allahsız, ahlâksız, ruhsuz bir felsefe ile yetiştirmek isteyenleri, böyle bir görüşün temsil ve telkincileri tel'in ettiler.
3 Mayıs 1944’te böyle bir bahar sabahında, millî neşidelerin, milli destanların söylendiği, meçhul şehidin yükseldiği meydanları kendi malûm maksatları için kullanmak, iman kalelerini devirmek, ''Ulus Meydanı''nı, ''Kızıl Meydan''a çevirmek isteyenlere karşı geldiler!..''
Böyle bir bahar günü: ''Bu toprak için toprağa düşenlerin'' çocukları, vatansızlara, imansızlara karşı kıyam ettiler. Yeni nesilleri, ilkokullardan başlayarak üniversiteye kadar milliyetsiz, Allahsız, ahlâksız, ruhsuz bir felsefe ile yetiştirmek isteyenleri, böyle bir görüşün temsil ve telkincileri tel'in ettiler.
3 Mayıs 1944’te böyle bir bahar sabahında, millî neşidelerin, milli destanların söylendiği, meçhul şehidin yükseldiği meydanları kendi malûm maksatları için kullanmak, iman kalelerini devirmek, ''Ulus Meydanı''nı, ''Kızıl Meydan''a çevirmek isteyenlere karşı geldiler!..''
3
MAYIS TÜRKÇÜLÜK GÜNÜ
Bugün,
şu anda bizlerde Kayseri’de TÜRKÇÜLER olarak aynı Mayıs ruhunu ebediyen yaşasın.mak
adına bir aradayız.
3
Mayıs ruhunu bir buyruk olarak kabul ediyoruz.
3
Mayıs ruhunu ebediyen yaşatmak için mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğimizi
bugün buradan yeniden ilan etmek istiyoruz.
Bizlere
böyle kutlu bir günü armağan ederek, her 3 Mayıs gününden feyiz alarak kutlu
davamız için daha fazla mücadele edebilme çabamıza vesile olan milliyetçi
büyüklerimizi özlem, rahmet ve minnetle duyguları içindeyiz.
3
Mayıs Türkçülüğün tarihinde bir dönüm noktasıdır.
O
zamana kadar yalnız duygu ve düşünce, edebî ve ilmî alanda sınırları pek de aşmayan Türkçülük,
1944 yılının 3 Mayıs’ında birdenbire hareket oluvermiştir.
Ali Suaviler, Süleyman Paşalar, Mehmet Eminler, Ziya Gökalpler, Rıza Nurlar yalnız duygu, düşünce, iş Türkçüsü idiler. Hareket Türkçüsü olmamışlardı. Çırağan baskını Türkçü Ali Süavi’nin siyasî bir hareketiydi. Bunun Türkçülükle ilgisi yoktu. Sıhhiye Vekili olduğu zaman gayrî Türkleri atarak yerine Türkleri yerleştiren Rıza Nur fiilî Türkçülük yapıyordu. Fakat bu da hareket değildi.
Türkçülükte ilk hareketi, 3 Mayıs 1944 Çarşamba günü, Ankara’daki birkaç bin meçhul Türk genci yaptı. Bu bakımdan Türkçülük tarihinde onların hususî bir şerefi vardır.
Ali Suaviler, Süleyman Paşalar, Mehmet Eminler, Ziya Gökalpler, Rıza Nurlar yalnız duygu, düşünce, iş Türkçüsü idiler. Hareket Türkçüsü olmamışlardı. Çırağan baskını Türkçü Ali Süavi’nin siyasî bir hareketiydi. Bunun Türkçülükle ilgisi yoktu. Sıhhiye Vekili olduğu zaman gayrî Türkleri atarak yerine Türkleri yerleştiren Rıza Nur fiilî Türkçülük yapıyordu. Fakat bu da hareket değildi.
Türkçülükte ilk hareketi, 3 Mayıs 1944 Çarşamba günü, Ankara’daki birkaç bin meçhul Türk genci yaptı. Bu bakımdan Türkçülük tarihinde onların hususî bir şerefi vardır.
Bundan
sonra 3 Mayıs Türkçülerin günüdür.
Ona
bir bayram diyemeyeceğiz. Çünkü yıllarca süren büyük ıstırabımız o gün
başlamıştır. Ona bir matem demek de kabil değildir. Çünkü bunca sıkıntıların
arasında bize büyük bir imtihan vermek, yürekliyle yüreksizi er meydanında
denemek, yahşi ile yamanı ayırmak fırsatını vermiştir. O güne kadar
tehlikelerden gafil bir çocuk toyluğu ile yürüyen Türkçülük 3 Mayısta gafletten
ayılmış, maskelerin arkasındaki iğrenç yüzleri görmüş, can düşmanlarını
tanımış, dost sandığı hainleri ayırt etmiş, hayalin yumuşak bulutlarından
gerçeğin sert topraklarına düşmüştür.Türkçülük,
tek sandığı düşmanına karşı 3 Mayıs hareketini yaparken onun çift olduğunu acı
bir deneme ile öğrendi. Bu millî hareketin zaferinden korkan Türkçülük
düşmanları, Türkçüleri ortaçağı andıran vahşetlerle hapse atılar ve
aleyhlerinde türlü yayınlar yapılırken, onları tartışmaya çağırmak garabetini
de gösterdiler.
Tarih
bunu bağışlamayacak onlar tarihin büyük mahkemesinde lâyık oldukları akıbete
uğrayacaklardır.Türkçülük
Osmanlı Devleti’ndeki Türk unsurunun kozmopolit bir yapıdan şuurlu bir kültürel
anlamda Türkçülüğe yönelmesini sağlar.
1937
yılına kadar Türkçülük devlet faaliyetlerinde önemli rol üstlenmişken 1939-1945
yılları sıkıntılı bir dönem yaşar. Türk milliyetçiliğinin devlet katındaki
itibarlı konumunu kaybettiği görülür.
Ancak,
Siyasi iktidarlar milliyetçilik faktörünü amaçları için kullanmaya çalışırlar.
Milliyetçilikten boşaltılan yere ise, Kozmopolitizm ve Komünizm çevreleri
yerleştirilir. Almanların yenilmesi üzerine Sovyet Rusya’ya karşı gösterilecek
bir suçlu aranır. Irkçılık- Turancılık adı altında bir dava açılır ve 3 Mayıs
1944 davasının Nazi yanlısı, anti-Sovyet ve anti-komünist hükümeti devirmeyi
amaçlayan bir dava olarak algılanmasına çalışılır
Aslında
3 Mayıs gösterileri, Türk milliyetçilerinin ilk defa ortaya koyduğu tavır ve
tepkidir.
Türkçülerin
asıl amacı: Hür bir seçim yapılmadığı, meclisin milleti temsil etmediği,
meziyetsiz insanların kayırıldığı, Cumhuriyetin lâfta kaldığı, diktatörlük bir
idare olduğu, istismar ve istibdatla memleketin idare edildiği, halkın sefalet
içinde inim inim inlediği görüşlerine dayalıdır.
Bu
görüşler de Türkçülerin sadece mektuplarla tespitinden ibarettir. Dava
İnönü’nün yönlendirmesi ile hükümet darbesine dönüştürülür.
Aslında
genel olarak Irkçı-Turancı eğilimleriyle yargılanmaya çalışılan Türkçülerin
amacı aşağıdaki üç madde halinde ifade edilebilir.
1. Büyük Millet Meclisinin
tayin suretiyle doldurulduğu, hür seçim yapılmadığı, Meclisin milleti temsil
etmediği, tepeden inme emirlerle meziyetsiz insanların kayırıldığı,
2.
Cumhuriyetin lâfta, palavrada kaldığı, idare şeklinin halen diktatörlük olduğu,
3. Halk Partisinin istismar ve istibdatla memleketi idare ettiği, halkın
sefalet içinde inim inim inlediği, Diktatörlerin elinde evlâdı vatanın inim
inim inlediği ve saire...”
Ancak
dava bekledikleri gibi sonuçlanmaz. Bu dava Türkçülüğün aksiyon olarak devamını
sağlarken, milli şef İnönü’nün zayıflamasına hatta Türk siyasî hayatından
silinmesine neden olur.
Tutuklanan
Türkçüler:
İstanbul
Üniversitesi Hukuk Fakültesi doktora talebelerinden Reha Oğuz Türkkan,
Lise
öğretmenliğinden çıkarılma Nihal Adsız,
İstanbul
Üniversitesi Türk Tarihi Profesörlerinden Zeki Velidi Togan,
Yedek
Asteğmen Nurullah Barıman,
İstanbul
Belediye murakiplerinden İsmet Tümtürk,
Yedek
Asteğmen Zeki Özgür,
Yüksek
Mühendis Mektebi 4 üncü sınıf talebelerinden Cihat Savaşfer,
Aydın
maliye tahsil şefi Hamza Sadi Özbek,
Yüksek
Mühendis Mektebi 4 üncü sınıf talebelerinden Fehiman Altan, Balıkesir Lisesi
Edebiyat Öğretmeni Necdet Sançar,
Ankara
Konservatuar Direktörlüğü’nden vekâlet emrinde Orhan Şaik Gökay,
Dahiliye
Vekâleti evrak kalemi memurlarından Hikmet Tanyu,
Dr.
Üsteğmen Fethi Tevetoğlu,
Piyade
Üsteğmen Alparslan Türkeş,
halen
Adana Adliyesi hâkim namzetlerinden Sait Bilgiç,
Ankara
Gazi Terbiye Enstitüsü pedagoji zümresi talebelerinden Cemal Oğuz Öcal,
Yedek
Asteğmen Fazıl Hisarcıklılar,
Yüksek
Mühendis Mektebi 4 üncü sınıf talebelerinden Muzaffer Eriş,
Ankara
Gazi Terbiye Enstitüsü Tarih Öğretmeni Hüseyin Namık Orkun,
Yedek
Tabip Yüzbaşı Hasan Ferit Cansever,
Temyiz
mahkemesi evrak memurlarından Saim Bayrak, halen, boşta Yusuf Kadıgil
haklarında tutuklu olarak yargılanma başlamak üzere T.C. Sıkıyönetim
Komutanlığı İstanbul 1 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yargılanmak üzere
tutuklanırlar.
T.C.
Sıkıyönetim Komutanlığı İstanbul 1 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi”inde yedi
safhada mütalaa ve tetkik edilmiş ve yargılanma bu sırayla devam etmiştir:
1-
Profesör gizli ittifakı
2-
Reha Oğuz Türkkan’ın daha lisede iken bazı arkadaşlarıyla kurduğu gizli “Gürem”
teşekkülü,
3-
Yine Reha Oğuz Türkkan tarafından Ankara’da tahsis edilen “Kitap Sevenler
Kurumu “ ve bunun İstanbul’a ve diğer yerlere de teşmili,
4
- Bozkurtçular güremi (Gizli cemiyeti)
5
- Barış teşebbüs ve toplantısı
6
- Nihal Adsızın durumu ve Ankara Nümayişleri,
7
- Bunların dışında kalan diğer sanıklar,
3
Mayıs nümayişi ve 19 Mayıs Nutku’nun ardından toplanan Türkçülerin davası,
İstanbul 1 numaralı Örfi İdare mahkemesinde görüşülmeye başlanmıştır. Davada
toplam Yukarıda adlarını zikrettiğimiz 23 sanık yargılanmış; ayrıca, Almanya’da
bulunmaları dolayısıyla iki sanık ile ilgili muvakkatten tatil kararıyla
verilmiştir. Asker ve sivil sanıklar İstanbul Tophane Askeri Hapishanesi’nde
dava süresince tutuklu yargılanmışlardır. 1 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesinde, 7
Eylül 1944 ile 29 Mart 1945 tarihleri arasında 65 oturum devam eden yargılama
sonunda milliyetçiler muhtelif hapis ve sürgün cezalarına mahkûm olmuşlardır. Davada
on üç sanık beraat etti. On sanık ise on yıla kadar çeşitli hapis cezaları
aldılar. Daha sonra dâvâ Askerî Yargıtay’a taşınmıştır. Yüksek Mahkeme 1.
İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi’nin bu kararını “usul ve esas yönünden” bozmuş
ve Tutuklu sanıkların hemen salıverilmesini ve davanın 2. Sıkıyönetim
Mahkemesinde görülmesini kararlaştırmıştır.
Bu
karar, 26 Ekim 1945 günü, yıldırım telgrafı ile İstanbul Sıkıyönetim
Komutanlığına bildirilerek tutukluların hemen salıverilmesi sağlanmıştır.
Böylece, kimi Türkçüler için 1 yıl beş buçuk ay süren hapis ve zindan hayatı
sona ermiştir. Zeki Velidi Togan, Alparslan Türkeş, Nihal Atsız, Reha Oğuz
Türkkan, Cihat Savaş Fer, Nurullah Barıman, Fethi Tevetoğlu, Nejdet Sançar,
Cebbar Şenel ve Cemal Oğuz Öcal 26 Ekim 1945'e kadar tutuklu kalmıştır. Askerî
Yargıtay’ın 87 sayfalık kararında, sanıkların durumu ve kendilerine yöneltilen
suçlamalar ayrı ayrı şahıslara göre değerlendirilerek, her biri için ayrı
aklama kararı verilmiştir.
Bu
olay Türkçülerin mağduriyeti ile sonuçlanmış ancak bu mağduriyet ardından
Türkçüler daha da güçlenmiş ve Türkçüler Gün” adıyla bilinen, manası,
prensipleri ve amacı belirli bir ülkü hâline gelen kutlu bir gün
kazandırmıştır. 3 Mayıs’ın ilk yıl dönümü 1945 senesinde o sıralarda
Tophane’deki Askeri Cezaevinde tutuklu bulunan bir avuç Türkçü tarafından
örtüsüz bir masa etrafında yapılan bir toplantı ile anılmış, daha sonraki
yıllarda ise çeşitli törenlerle kutlanmıştır. 3 Mayıs’ın mağdurlarından Alparslan
Türkeş bu tarihin “Türkçülük Günü” adıyla kutlanmasına vesile olmuş
ve bu geleneği hayatı boyunca devam da devam ettirmiştir. 3 Mayıs Hüseyin Nihal
Atsız’a göre “Türkçülüğün gafletten ayrılışı can düşmanlarını tanıdığı dost
sandığı hainleri ayırdığı” gündür.




Yorumlar
Yorum Gönder