İnsanın bilinç ve bilinçdışı
düzeylerinde ortak “arketip” yaratan değerler, bilinçlerin aynı düzende
bütünlük halinde bir araya geldiği “bir inanç koordinat” düzenidir. Aynı
koordinat doğrultusunda yansıma yapan insanlar bir bütünü oluştururlar. Bu
inançta birliktir, fikirde birliktir. Bu birlik adeta tek bir nabız gibi atar.
Bu birlik bir bütünlük oluşturur. Bu bütünlük de güçlü bir frekans, bir
manyetik alan oluşturur. Bütünlüğün oluşturduğu bu alanın frekans gücü vardır.
Bütünleşen bilinçlerin oluşturduğu güç ve bilinç kodları evrensel frekansları
harekete geçirebilecek güce ulaşır. İşte o zaman “Semaların”, “Kürsünün”,” Arşın”
kapıları da açılır.
“Ağustos” Türk’ün alt ve üst bilincinde ortak bir arketip
oluşturmuştur. Bu arketip “zafer”
simgesiyle kendini ifade eder. Ağustos ayının bilinç ve bilinçdışı kodu “zafer”
kodudur. Atalarımız planlarının,
stratejilerinin, mücadelelerinin, çalışmalarının semeresini ve sonucunu bu ayda
alacaklarına inanmışlardır, iman etmişlerdir. Ağustos ayı bu nedenle büyük bir
gayretle yıllarca, aylarca, günlerce planlanan stratejilerin zafere
dönüştürüldüğü ve kahramanca davranışların zirveye ulaştığı bir ayın adıdır. Ağustos
ayı “manevi orduların” “Türk ordusunun” yanında yer aldığı, semaların Türk’ün
şehadeti için açıldığı bir aydır. Ağustos ayı, erenlerinin dualarının semaya
ulaştığı, zalimin zulmüne karşı Türk’ün manevi kalkan olduğu bir aydır. Kahramanlıkların
ve manevi vecd halinin yaşandığı ulvi, bir aydır.Bu aylarda Cuma günleri
önemlidir. Ağustos Cumaları, Türk insanın aynı amaç için ellerini semaya
açtıkları kutsal günlerdir. Ağustos Cumaları, dualarımız için sema kapılarının
apaçık olduğu günlerdir.
Türk milleti Saf sûresi, 4.
Âyette buyrulduğu gibi, “Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir duvar
gibi saf bağlayarak savaşanları sever.” Türk milleti, bu inanç
doğrultusunda iç ve dış düşmanlara karşı Allah yolunda Ağustos aylarında şuurlu
bir şekilde birleşme sağlayan bir millettir. Allah-u Teâlâ gerek iç düşman olan
bölücülerle, gerek harp meydanında dış düşmanlarla, kâfirlerle cihad etmek için
rızasında birleşenleri, İ’lây-ı kelimetullah için çalışanları sever, onlardan
hoşnut olur. Malazgirt meydanından başlayan birlik asla çözülmemiştir ve
çözülemeyecektir. Malazgirt’e iklim-i Rum’a gün doğmadan evvel giren
atalarımızın kahramanlığını, “Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu” şöyle anlıyor: “Aylardan
Ağustos, günlerden Cuma / Gün doğmadan evvel iklîm-i Rum'a / Bozkurtlar ordusu
geçti hücuma // Yeni bir şevk ile gürledi gökler / Ya Allah... Bismillah...
Allahuekber // Önde yalın kılıç Türkmen Başbuğu / Ardında Oğuz'un elli bin tuğu
/ Andırır Altay'dan kopan bir çığı // Budur, Peygamberin övdüğü Türkler... /Ya
Allah... Bismillah... Allahuekber // Türk, Ulu Tanrı'nın soylu gözdesi /
Malazgirt Bizans'ın Türk'e secdesi / Bu ses insanlığa Hakk'ın müjdesi // Bu
seste birleşir bütün yürekler... / Ya Allah... Bismillah... Allahuekber! //
Nağramızdır bu gün gök gürültüsü, /Kanımızdır bugün yerin örtüsü / Gazi
atlarımın nal parıltısı // Kılıçlarımızdır çakan şimşekler... / Ya Allah...
Bismillah... Allahuekber! / Yiğitler kan döker, bayrak solmaya, /Anadolu
başlar, vatan olmaya... /Kızılelma'ya hey... Kızılelma'ya!// En güzel marşını
vurmadan mehter /Ya Allah... Bismillah... Allahuekber.”
Ağustos ayında Türk’ün ruh ve
gönül zindeliğimiz doruk noktaya ulaşır. Milli varlığımızın bekası, birlik ve
beraberlik güçlenir, kuvvetlenir ve bizi iri ve diri kılar. Peygamberin
övgüsüne nail olur. İ’lây-ı kelimetullah için candan, tenden, baştan vazgeçer.
Ağustos ayında, Malazgirt’e
Anadolu’nun kapısını açtık. Ertuğrul’la
Söğüt’e kök saldık. Süleyman Paşa’yla Boğazlar köprü oldu ve Avrupa’ya ayak
bastık. Fatih Sultan Mehmed ile İstanbul’u payitaht yaptık. Kanuni ile Mohaç’ı
aşıp Viyana’nın kapılarına yürüdük. Bir Ağustos gününde 1473 de Otlukbeli’nden
geçtik. 1514’te Çaldıran’da Şah
İsmail’in fitnesine son verdik. 1516 Ağustos’unda
da Mercidabık’ta Şah İsmail’in kalıntılarını süpürdük. Ağustos 1521’de
Belgrad’da zalime dur dedik. 1571 Ağustosunda Kıbrıs’ta bir güneş gibi doğduk.
1921’in Ağustos’unda ise Sakarya’da Yunan’ı ters yüz ettik. Büyük Taarruzun planlarını
gerçekleştirmeye koyulduk.
Ağustos ayı yapılan
stratejilerin, planların uygulamaya koyulduğu ve zafere ulaşıldığı aydır.
Ağustos ayının Cuma günleri Türk’ün istek ve dileklerine ve ulaşmak istedikleri
hedefe ulaşmak için semaların açıldığı anlardır. Ağustos ayı, Türk’ün
bilgelikle savaş stratejisini en doğru biçimde uygularken yanına manevi
yardımcılarını da aldığı kutsal bir aydır.
Ferdî bilinçler aynı
kodlarla, aynı frekanslarda bütünleştiğinde toplum bilinci oluşur. Toplumun
bilinç kodları güçlenince semaların kapıları aynı inançla bir birlik haline
gelen insanların nabzı aynı anda atmaya başlar. “Ferdî güç”, toplumun güç
kaynağını tetikleyerek bir milletin aynı koda bağlanmasıyla “millî güç” devreye
girer.
Türk milleti inancı ve
bilgisiyle insanlıkta üstünlüğün en büyük örneğidir. Türk milleti davranış ve
gayretlerinde sarsılmaz bir bütünlük gösterebilen bir millettir. Zafer, Zafer
benimdir diyebilenindir! Başarı başaracağım diye başlayarak sonunda başardım
diyebilenindir! Faruk Nafiz Çamlıbel: “Yaşamaz ölümü göze almayan, / Zafer göz
yummadan koşana gider. / Bayrağa kanının alı çalmayanın, / Gözyaşı boşana
boşana gider. // Kazanmak istersen sen de zaferi, / Gürleyen sesinle doldur
gökleri. / Zafer dedikleri kahraman peri, / Susandan kaçar da coşana gider. /
Bu yolda herkes bir, ey delikanlı! / Diriler şerefli, ölüler şanlı. // Yurt
için dövüşen başı dumanlı, / Her zaman bu şandan, o şana gider.” Şiirinde “Zafer Türküsü” söyler.
Ağustos ayı bizim zafer
kodumuzdur, tatil kodumuz değil! Türk milleti için Ağustos geleceğin yazıldığı
ve kaderin şekillendirildiği bir aydır. Zafer başaracağım diyenlerin ve
başaracağına inananlarındır. Ağustos
diğer aylarda elde edilenlerin harcandığı, heba edildiği bir ay değildir; aksine,
semeresinin toplandığı bir aydır.
Unutmayalım, harp zarurî ve
hayati olduğu noktada Ağustos ayı Türk’ün zafere şahlandığı bir aydır! Allah’ın
buyurduğu gibi: “Müminler içinde öyle erler vardır ki, Allah’a vermiş oldukları
ahde sadakat gösterirler. Onlardan kimi bu uğurda canını feda etti, kimi de bu
şerefi beklemektedir. Ahidlerini hiç değiştirmemişlerdir. (Ahzab: 23)” Allah-u
Teâlâ’nın bu has kulları Türk milletinin arasında her zaman mevcuttur. Kimisi
canını bu uğurda fedâ ederek ebedi saadete nâil olmuş; kimisi de ebedî saadetin
şerefine nâil olmak için canını ve malını hiçe saymış, Rızâ-i Bâri yolunda
gayret sarf etmektedir.
Yorumlar
Yorum Gönder