Mark Twain, “Yanındayım!” diyenlere yenildim hep inandıklarıma,
güvendiklerime ve en çok güvendiklerimize. Geriye bir şey kalmadı.” diyor. Bu doğru bir tespit; ancak, neden böyle diye
sormamız gerekir.
Bunun nedeni, insanın en çok inandıklarıyla, güvendikleriyle ve
dostluklarıyla sınanmasıdır. Buna
alışmak gerekir, güvendiğimiz insanlardan beklemediğimiz davranışlar, bizi
herkesten fazla acıtırlar.
ABD Başkanı Donald Trump'ın Sayın Cumhurbaşkanımıza yazdığı mektup ve
tehditkâr tavırlar. Sen bu mektupta Trump’ın kendiyle çelişen duygularını bir
tarafa bırak, sen kendi etrafına bak! Etrafımız, dost, düşman, dost görünen
düşman, ayı postuna girmiş kuzu gibi görünen düşman… Etrafımız bunlarla
sarmışlar durumda… Biz buna alışkınız…
Gelin meseleye tarihi perspektiften bakalım: Şah İsmail hasmı ve
düşmanı olarak gördüğü Yavuz Sultan Selim Han’a değerli halılar, altınlar,
gümüşler, yakutlar, develer yüklü yemişler ve bir de sandık gönderir. Bunlar
Yavuz’un huzuruna getirilir, sandık açılır; o da ne, içeriyi çok kötü bir koku
kaplar. Sandığın dibine insan dışkısı konulmuştur. Yavuz Sultan Selim Han hemen
buna hocalarıyla toplanarak nasıl bir cevap vermeleri gerektiğine karar vermeye
çalışırlar. İran Şahına iyi bir cevap verilmelidir. Bu cevabı yine Yavuz Sultan
Selim Han bulur. Aynı kıymette hediyeler hazırlatır, ayrıca çok güzel kokulu
gül lokumu temin edilmesini emreder. Lokumun altına da bir not iliştirir ve
elçiyle Şah İsmail’e yollar.
Şah İsmail hediyeleri içinde bir tereddütle kabul etmiştir. “Acaba, o
bana ne dışkısı yolladı?” diye
düşünürken içeriyi mis gibi gül kokusu sarar… Ortam çok güzel kokmaktadır.
Vezir, lokumu ikram eder, Şah İsmail, “Yok, önce başkaları tatsın en son ben
tadarım” der. Kendisince bir önlem alır. Herkes yedikten sonra Şah da lokumu
yer, altındaki not gözüne ilişir. Notta şöyle yazmaktadır: “İsmail, herkes
kendi yediğinden ikram eder…” Yavuz Sultan Selim Han.
**
İnsanlar bazen bir yemek yemek yerine böyle Halt yer!
**
Bize düşen aklı selimi duygusallığın önüne koymaktır.
Liderler, toplumlar tahrik ediliyorsa, onlardan bilindik bir tepki
bekleniyor demektir.
Savaş tamtamlarının çalındığı, algı yönetiminin cirit attığı, her an
oyunun yeniden karıldığı bir coğrafya da kazandığınız itibarı, psikolojik
üstünlüğü kaybetmeniz isteniyorsa, çok dikkatli adım atmak zorundasınız.
Geçmişte fikri yapılarıyla ABD düşmanı olanları bile bugün anlamak
mümkün değil!
Mektup geri iade edilmeli, Cumhurbaşkanı ABD’ye gitmemeli.
İyi dikkat etmemiz gereken bir şey var: “Barış Pınarı Harekâtı” dış
güçlerin oyunlarını bozdu mu?
Bozdu hem de yaklaşık yüz yıllık oyunları ve palanları, stratejileri
bozdu, boşa çıkardı.
Ne “Harekât” alanını, ne de masayı terk edemezsiniz!
Sayın Erdoğan’da Türk milleti de, Türk ordusu terk etmez! Herkes
üzerine düşeni yapmalı!
**
Hz. Ali’nin dediği gibi, “Üç şeyi kötü gününde dene: eşini, dostunu,
sabrını!”
**
Suriye ve Irak ile ilgili bir adım atarken içerden, “Bizim Ortadoğu
bataklığında işimiz ne?” sorusu kulaklarda çınlatanlara bakalım. Hareket
başlamış, o noktadan itibaren muhalefet böyle bir soru sormamalı, iç politikayı
bir tarafa bırakıp, aynı gemide olduğunu hatırlayıp, kendi geleceğini koruma
altına almalıdır.
Böyle bir sorunun eşten, dosttan gelmemesi gerekir.
Neden biz Suriye de olamayalım? Misakı Milli sınırları Gazi Mustafa
Kemal Paşa’nın mirasıdır.
Hatırlayın:1937’de Mustafa Kemal Paşa sağ ve sol yanına Suriye ve Irak
genelkurmay başkanlarını alır. Karşısındaki Fransa elçisine bu toprakların
üzerinde söz hakkı olan kişilerin oturanlar olduğunu kararlı bir şekilde ifade
eder. Mustafa Kemal Paşa, Suriye Dışişleri Bakanı Cemil Mardan’a hitaben, “Suriye'nin
bağımsız Müslüman bir devlet olmasını istiyoruz. Bağımsızlıktan sonra sizinle
her halükârda anlaşırız. Fakat Garp'tan bir millet gelecek bizim aramızdaki
konuları tayin edecek, bu benim hoşuma gitmiyor. Bu işte onları hakem tayin
etmeyeceğim. Sizin gücünüz yok, bizim gücümüz var. Namusum üzerine yemin ederim
ki Hatay'ı bırakmam. Çok temenni ederim ki, Fransız hükümeti aklını başına
toplasın. Kendileri bilirler.”
ATATÜRK AKLI SELİMİ
DUYGUSALLIĞIN ÖNÜNE ASLA KOYMADI!
Yorumlar
Yorum Gönder