İMÂN HALDE İNSANLARI TESPİH TANELERİ GİBİ BİRBİRİNE BENZETİR

İnanç inandığımız şeylerdir. İnançlar amacımıza giden yolda haritamız, pusulamız ve amacımıza ulaşmayı garantileyen aracımızdır. Peki, imân nedir? İmân, içten gelen ve arzulu bir kabul; bir şeyi kalp ve lisan ile tasdik anlamına gelmektedir. Kalp, iç dünyada oluşan bir seziş, bir kavrayıştır. İnançta kanıt, imanda kanıt olsun ya da olmasın duygusal ağlanma ön plana çıkmaktadır. İman, inancın daha çok gelişmiş biçimidir.

İman görülen ve görülmeyen şeyin tasdik edilmesidir. İman kalp ile tasdik ve dil ile ikrardan ibarettir. İmanı anlamak için neler iman değildir, ya da imanı bozan şeyler nelerdir, bunları bilmek gerekir. Ne yapmamamız gerektiğini bilmek ne yapmamız gerektiğini de bilmek demektir.

İmanı bozan şeyler: kul hakkı yemek, emeği hiçe saymak, işi ehline vermemek, adam kayırmak, işine ve tartısına hile karıştırmak, hırsa kapılmak, zayıf bulunca zulmetmek, büyük görünce dalkavukluk etmek, topluluk içine fitne sokmak, bölüştürmek değil bölücülük yapmak, dostunu dahi kıskanmak, yalan söylemek, buğz etmek, Allah’ın yarattığı kulların kardeş kabul etmemek, kendisi için istediğini kardeşi için de istememek, insanlara hainlik etmek, yardım dileyeni yardımsız ve yüz üstü bırakmak, başkasının ırzı, malı ve kanı haram değildir demek, Müslüman kardeşini hakir görmek, başkalarının sıkıntıyı gidermemek, darda kalan bir kimsenin işini kolaylaştırmamak, başkasının ayıbını örtmemek,  eşle dostla, akrabayla  ilişkiyi kesmek, dosta sırt çevirmek, birbirine kin beslemek, birbirinize haset etmek, Allah’ın kullarına kardeşler olmamak, Müslüman kardeşine üç günden fazla dargın durmak… bunlar imanı bozan hallerdir.

İtikat, inanç demektir. Tasdik şüphenin izale olup kesin bir inancın olmasıdır. Biz iman ettik, kabul ettik, tasdik ettik demekle iman sahibi olunmaz.  İtikadın kalben tasdik edilmesi, dil ile tekerrürü ve duygusal değerlilik hali ile yaşanması ile iman hali gerçekleşir. İman bozulabildiğine göre, her gün tazelenmesi gerekir. İmanı bozan şeyleri farkındalık ve idrakî zihin ile algılayarak iman halinin ne olduğunu bilmemiz gerekir.

İnanç tasdik ise, iman nedir? İman kalp ve dil ile tasdik edilen şeyi, duygusal değerlikle bir yaşam biçimi haline getirmektir. Duygusal değerlikli yaşam ne demektir? İman edilen şeylere karşı, insanın içinde hissedeceği saygı, huşu, haşyet, korku, umut, güven, sevgi gibi duygularla beslenmesidir Bunlar oluşmadan sadece itikat oluşur. İman edinilecek bir şeydir. İmanın meyveleri amellerdir. Eylemlerimizi belirleyen şeyler imanımızdır. Ancak iman ile amel iki ayrı şey, birbirinden müstakil şeydir. Ancak bunlar zincir halkası gibi birbirine bağlıdır. Biri varsa diğeri de vardır. İtikat, iman ve amel birbirine bağlı zincir halkalarıdır.  Ancak kelam tarihinde Sünnî, Mürcie, Maturudî, Hariciye, Muttezile gibi itikadî mezhepler bu konuda farklı düşünmüşlerdir. Bu farklılık İslâm dünyasının başına tarihte büyük belalar açmıştır, gelecekte de açabilir. İman bozulması, azalması kalbi katılaştırır. İman bozulabilen, artan ve eksilen bir şeydir. İman insanların ameline yansır.

Papağan gibi tekrarlanan şeyler amele dönüşmez. İmanınızı güçlendiren ameller, bizi tespih taneleri gibi birbirimize benzetmelidir.  Tesbihat, imanımızı güçlendiren değerlikli yaşam tekrarlarımızdır, namazlarımızın sonunda okuduğumuz ayet, dua ve tesbihatların manası da bilmek önemlidir. Bu tekrarlar bizi tespih taneleri gibi birbirimize benzetmelidir. “Allahumme entesselamu ve minkesselam, tebarekte ya zel celali vel ikram.”; Allah’ı bütün noksan sıfatlardan tenzih eder, kemal sıfatlarla muttasıf olduğunu kabul ederim. İhtiyaçları gideren ve zararları yok eden yalnız yüce ve güçlü olan Allah'tır.” ve “Alâ Rasulina salavat” ifadesinden sonra “Subhanallahi vel hamdu lillahi ve la ilahe illellahu vallahu ekber. Ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim.” Bütün hamd ve şükürler Allah'adır. Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur; sonra okuduğumuz Ayatel kürsi de: O, hayydir, kayyumdur. Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi o'nundur. İzni olmadan O'nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. O'na hiçbir şey gizli kalmaz. O'nun bildirdiklerinin dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür; sonra da: “Ve huvel aliyyul aziymizul celali subhanellah.”  dedikten sonra da, otuz üç defa Subhanallah; yani, Allah noksanlardan uzaktır, kemal sıfatlarla muttasıftır, “Subhanel bagiy daime ni’l hamdulillah.” otuz üç defa “Elhamdulillah”; yani, Hamd (şükür) Allah'adır, “Rabbil alemiyne teala şanuhu allahu ekber.” otuz üç defa Allahu ekber; yani, Allah en büyüktür ve “Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerike leh. Lehu`l-mulku ve lehu`l-hamdu ve huve alâ kulli şey`in kadîr” ; yani, Allah Teala'dan başka ilah yoktur, tek ilah sadece odur, ortağı da yoktur. Bütün mülk ona aittir. Bütün hamdü senalar onadır. Her şeye kadirdir, “Allahummehşurna fi zumretis salihin” (Bizi mahşerde salihler topluluğu ile yargıla.)

Ayetlerin manalarla hal olan, Âyetlerin manaları hem bedenine hem de ruhuna giydiren iman ehli birbirinin benzeri haline gelir. Ayeti giymek, ayeti yaşamak, yaşayan Kur’an olmak ödemektir.

İmanı tazelemek için: Tövbe kökünü, istiğfar yaprağıyla karıştırın, gönül havanına koyun, tevhit toprağıyla dövün, insaf eleğinden geçirin; sonra, gözyaşı ile hamur edin, aşk ateşinde pişirin, muhabbet balından da birazcık karıştırın, sabah akşam kanaat kaşığıyla da azar azar yiyin.

 


Yorumlar