İNANCIN GÜCÜ: OLUMLU VE OLUMSUZ İNANÇ

“Men talebe ve cedde vecede”, “Kim bir şeyi ister ve gayret gösterirse, istediğini elde eder.” Anlamına gelir.

Bir şeyi istemek, gayret etmek ve onu elde etmek. Bir konuda başarılı olacağınıza inanmak demektir. İnanç, bir şey konusunda emin olma durumudur. Biri “… olduğuma inanıyorum” dediğinde, aslında: “… olduğumdan kendimi emin hissediyorum.” demektir. Bizi emin inançlara sahip kılan eylemlerimiz nasıl gelişir?

İnançlarımızı oluşturan şeyler başlangıçta fikirlerimizdir. Fikir, yalnızca düşündüğümüz, ama aslında pek inanmadığımız pek çok şeydir. Fikirlerimiz zamanla inanca dönüşürler. Nasıl mı? Bunu “masa” metaforuyla anlatabiliriz. Fikirler, ayakları olmayan bir masanın yüzü gibidirler. Bu fikirlerin inanca dönüşmek için yeterli ayakları; yani, referansları yoktur.

Ayakları olmayan masa nasıl kendi kendine duramazsa fikirler de zihnimizde, kalbimizde ve ruhumuzda yer edemezler. İnanç dediğimiz şey ayakları olan masa gibidir. Fikirler kendilerini destekleyecek referanslara sahip oldukça; yani tecrübelerle desteklenip acılarla, mutluluklarla desteklendikçe kendilerini taşıyacak ayaklara kavuşurlar. Bir fikrin dayandığı ne kadar tecrübe ve yaşanmışlık varsa bunlar, masanın üstünü sağlamlaştıracak ayakları oluştururlar. Bir fikri emin hale getirip onu inanç haline dönüştüren de bunardır.

Masanın üzerindeki bir fikir için yeterinde ayak olacak referans tecrübesi bulursak, hemen her konuda inançlar geliştirebileceğimizi bilmemiz gerekir.

İnsan olarak meselemiz inançlarımızın hangisinin doğru olduğudur. Aslında bundan daha önemlisi hangisinin daha güçlendirici olduğudur.

İnsanın akıl yürütme süreci böyle çalışır.

İnanç günlük hayatta bizi güçlendiriyor mu zayıflatıyor mu? Önemli kilit sorumuz bu olmalı. Bir inancın güçlü temellerini oluşturan şeyler: Öncellikle kendi tecrübelerimiz, başkalarından edindiğimiz bilgi ve tecrübeler, kitap, sinema, film … vb. şeylerden öğrendiğimiz bilgiler ve hayal gücümüz. Bu referanslar hakkında hissettiğimiz duygusal yoğunluk o ayağın gücünü ve kalınlığını etkileyecektir.

En sağlam ve en kalın ayaklar çok duygu içeren kişisel tecrübelerdir. Bir diğeri de elimizdeki referansların sayısıdır. Fikri destekleyecek ne kadar çok referans varsa, o konudaki inancımız da o kadar güçlü olacaktır.

Bir inancın dayandığı referansın doğru olması gerekir mi? Elbette hayır! Referanslar hayali de olabilirler. Doğru sandığımız tecrübeler bizim kişisel bakış açımızı çarpıtmış da olabilir. İnançlar bu tür çarpıtmalara yönelebildikleri için, inançlarımızı oluşturmakta kullanabileceğimiz referans ayakları hemen hemen sınırsızdır. Referanslar nereden gelirse gelsin, onları gerçekmiş gibi kabul eder ve bir daha sorgulamayız.

Rüyalarımız da hayali referanslarımızı görelime gücümüz vardır. Hatta bir şeyi yeterince canlı biçimde hayal ettiğimizde gerçek tecrübeden algılanmış kadar başarılı olabiliriz. Beynimiz gerçekten olmuş bir şey ile bizim canlı biçimde hayalimizde yaşattığımız bir şey arasındaki farkı ayırt edemez. Yeterli duygusal yoğunluk ve tekrarla, sinir sistemimiz bir şey gerçek olarak algılar, o şey henüz olmamışsa bile.

İnançlarımız emin olduğumuz fikirlerimizdir. Büyük başarılara imza atmış insanlar, kendilerini başaracaklarından emin duruma getirme yeteneğine sahip olurlar. Başarı için hiç referans yokken, imkânsız gibi görülen bir durum varken bile referanslar yaratabilme ve imkânsızı imkana dönüştürme gücüne sahiptirler. İnançlarımızda emin olma duygusu yarattığımızda başarı gelir.

Bizi başarıya götürecek inançlarımız olduğu gibi bizi sınırlayıcı inançlarımız da vardır. İnançlarımızı bizi sınırlayacak inançları da geliştirebilir. Geçmişte bir konuda başarılı olamayan bir kişi, gelecekte de başarılı olamayacağına inanır. Bu tür bir inanç sınırlayıcı bir inançtır.

İki de bir karşımıza çıkan bazı insanlar: “Gerçekçi olalım!” dediğinde aslında geçmişte yaşanılan bir başarısızlığın acısını yeniden duygu dünyasında yaşıyor demektir. Her başarısızlığın dayandığı yoğun yaşanmış bir acı duygusu vardır. Bu tür insanlar duyacakları acı dolayısıyla gerçekçi davranmaya odaklanırlar. Böylece acı duyusunu yaşamaktan kokarız. Korkudan ötürü bizi kararsızlığa iten duygulara yöneliriz.

Güçlü inanç sarsılmaz inanç duygusunu geliştirir. İnsan hayallerini zorlayıp başarılı olduğunu zihinde canlandırabilir.  Bir konuya odaklanma bir konuda farklılıkları ve üstünlükleri elde etmeyi sağlar. Odaklanmayla ilgilendiğimiz konu ile ilgili hem bilgiye hem de başarılı bir inanca sahip olabilir. Başarılı insanlar bu bakımdan iyimserdirler. İyimser insanlara göre de “Geçmiş geleceğin tıpkısı değildir.” Güçlü inanç sarsılmaz emin olma duygusu geliştirir. İnşirah süresinde: “Feinne me’al’usri yüsren (5) İnne me’al’usri yüsran (6) Feiza ferağte fensap (7)”; “Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık var! Evet o zorlukla beraber bir kolaylık var! O halde boş kaldığında yine kalk yorul!”

Gelecek zorlukların arkasından başaracağına inanarak yeniden ayağa kalkıp, kendisine kolaylığın sağlanacağına inanmaktır. Unutmayın, başarısızlık birikince ya da zihin onunla meşgul olup vehimler ürettikçe insanlar, toplumlar ve milletler cesaretlerini kaybederler!

Aslında “savant sendromlu” otistikler belirli bir alana odaklanmayı çok üst düzeyde gerçekleştirirler ve akıllarına hiçbir zaman o alanda başarısız olacaklarıyla ilgili olumsuz bir inanç geliştirmezler.


Yorumlar